Karabağ Sorunu

Hazım Koral 12.10.2020 12:37:00
Taşnak ve Hınçak terör örgütlerinin bu topraklarda nasıl cinayetler işlediklerini, nasıl insanlık dışı katliamlar yaptıklarını Anadolu halkı çok iyi bilmektedir. Kurtuluş Savaşı'nın öncesinde yedi düvel gâvur orduları Anadolu topraklarını işgale giriştiklerinde, bu işgalcilerle iş birliği yapan Ermeni çetelerinin ne mezalimlikler yaptıklarını çok iyi biliyoruz. Bu yüzden zaten tehcire maruz kalmışlardı.

İşlenen bunca vahşetten sonra Ermeni vatandaşlar yaşadıkları köy ve kasabalarda misillemeye maruz kalmamaları için güvenli bölgelere sevk edildiler. Tehcir olayı budur. Ama onlar tehcir hadisesini her fırsatta kendilerine yönelik "soykırım" olarak gündeme getirmektedirler. Batılı ülkelere bu yalanı kabul ettirmek için her 24 Nisan öncesi lobi çalışmaları yapıp olmadık tezviratlarda bulunuyorlar. Oysa canlı şahitlerin beyanatlarından ve tarihî belgelerden yola çıkarak  "Ermeni Mezalimi" isminde birçok kitap yazıldı ve belgeseller çekildi. Hâlâ o gün bugündür toplu mezarlar bulunmaktadır. Kurtuluş harbi yıllarında eli silah tutan erkeklerin cephede olmasını fırsat bilen bu gözü dönmüş zalimler Anadolu'nun köy ve kasabalarına baskınlar yaparak yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan on binlerce insanımızı hunharca öldürdüler. Hamile kadınların karınlarını deştiler, genç kızlara tecavüz ettiler. Bir kısım çaresiz insanları camilerin içerisine tıkıştırıp topluca ateşe verdiler. Kısacası on binlerce insanımızı acımasızca ve en vahşi yöntemlerle katlettiler. Fransızlar ve Ruslar'dan aldıkları destekle Van, Bitlis ve Muş illerimizi tamamen ele geçirip bayrak bile dikmişlerdi...


Şunu da belirtmiş olalım ki bu cinayetler sadece Anadolu'nun Doğu illerinde işlenmedi. Kocaeli ilimizin Kullar mevkiinde bu zalimler toplu katliam yapmışlardı. (Kocaeli Halk Kütüphanesi'ndeki arşiv resimlerine bizzat tanıklığımız var.) Bu katliama iştirak edenlerin çoğu beş - altı kilometre uzaklıkta olan Ermeni kasabası Bardizak'tan (Bahçecik) katılan eli silahlı Ermeni gençleriydi. Bu katliamların hepsi trajik hadise olarak tarihî metinlerimize geçmiş bulunmaktadır. Tehcir edilen kasabalardan biri de Bardizak'tı. Burada yaşayan Ermeni vatandaşlar güvenli bölge olan İstanbul'un Beykoz ilçesine sevk edilmişlerdi. Bir kısmı ise Suriye'nin Deyrizor kentine gönderilmişti...

(Çocuk yaşımda iken "Ermeni Mezalimi" isimli eseri gözyaşları içerisinde okumuştum.)

Ermeni çeteleri tarih boyunca boş durmadılar ve her fırsatta fitne çıkarmaya ve ve çeşitli terör eylemlerinde bulunmaya devam ettiler. Agop Agopyan isimli Lübnan vatandaşı bir Ermeni'nin (muhtemelen o da tehcir edilenlerdendi) ASALA terör örgütünü kurup Türkiye Cumhuriyeti büyükelçiliklerine ve mülkî amirliklere yönelik yapmış oldukları sabotaj ve suikast eylemleri hâlâ belleklerimizde canlı durmaktadır.

Bütün bu açıklamalardan sonra Karabağ meselesine gelecek olursak, SSCB dağıldıktan sonra  15 ülke meydana gelmiş oldu. Bunlardan Azerbaycan ve Ermenistan iki komşu ülke olarak mütekabiliyet esasına dayalı iyi ilişkiler geliştireceklerine Ermenistan tarafı Fransa ve Rusya'yı arkasına alarak Azerbaycan Karabağ topraklarını işgale koyuldu. Dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfazl Elçibey Türkiye'den yardım talebinde bulunduğunda ne yazık ki o dönemdeki hükümetten müspet cevap alamamıştı. Hatta Özal o meşhur talihsiz sözünü sarf ederek, "Onlar Şiî, onlara İran yardım etsin" demişti. Nasıl ironi bir durumdur ki, İran'ın yardım talebini Elçibey devrim ihracı endişesiyle geri çevirmişti. Ve olanlar olmuş Karabağ toprakları Ermenistan tarafından işgal edilmişti. Böylesi bir gelişme ülke yöneticileri için zilletten başka bir şey değildi.

O yıllarda siyasî entrikalarla çalkalanan Azerbaycan yönetiminde darbe ile bir değişiklik olup eski KGB Başkanı Haydar Aliyev işbaşına geçmiş ancak o da İran'a karşı aynı mesafeli tutumunu sergileyince sürmekte olan çatışmalar Azerbaycan'ın hezimetiyle sonuçlanmıştı.
Ermenistan askerî birlikleri Karabağ topraklarının sivil yerleşim birimlerinde korkunç katliamlar yaparak adeta soykırıma imza atmıştı. Buna "adeta" sözcüğünü kullanmak da yersiz. Zira, tek kelimeyle yapılanlar soykırımdan başkası değildi.Hocalı'da yaşanan vahşet ve yapılan soykırım sadece bunlardan bir tanesidir.

Öyle ki, "Hocalı Katliamı" Karabağ Savaşı sırasında (26 Şubat 1992 tarihinde) Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında yaşanan ve Azeri sivillerin Ermenistan'a bağlı kuvvetler tarafından toplu şekilde öldürülmesi olayıdır. Burada sergilenmiş olan katliam tam bir vahşet örneği idi. Gecenin zifiri karanlığında Hocalı kasabasına baskın yapan eli silahlı Ermeni güçleri insanların uyuduğu sırada evlerin içine dalıp önlerine geçen herkesi kurşun yağmuruna tuttular. Dehşet içerisinde evlerinden kaçmaya çalışan çocuk, kadın, erkek ne varsa yakalandıkları yerde (bahçe içlerinde ve açık arazide) kurşuna dizildiler. Esir aldıklarını bile katletmekten çekinmediler. Bir de bu katliamda yaşanan tüyler ürpertici bir hadise var ki, tarifi mümkün olmayan bir vahşet olarak kayıtlara geçmiş bulunmaktadır. İnsanlıktan zerrece nasibi olmayan bir canavarın yaptıklarından söz ediyoruz:

Hocalı soykırımına bizzat katılan ve hâlâ interpol tarafından aranan Zori Balayan isimli bu canavar ruhlu şahıs 1996 yılında çıkardığı "Ruhumuzun Canlanması" isimli kitabında şunları yazıyor:

"Biz Hacatur’la birlikte ele geçirdiğimiz bir eve girdiğimizde, askerlerimize 13 yaşında bir kuz çocuğunu pencereye çivilettirdik. Çocuk çok ses çıkarmasın diye Hacatur çocuğun annesinin kesilmiş göğsünü onun ağzına soktu. Daha sonra ben bu kızın  bütün bedeninin derisini soydum, sonra saat tuttum ve yedi dakika sonra bu kız çocuğu kan kaybından hayatını kaybetti. Ruhum halkımın öcünü aldığı için gururluydu. Hacatur daha sonra çocuğun cesedini parçalara ayırdı ve köpeklere attı. Akşama kadar aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık.
Biz Hocalıyı 30 bin kişilik çirkeften temizlemeyi başardık. Daha sonra kiliseye giderek dua ettik."

Evet, bu canavar ruhlu şahıs aynı zamanda bir doktor. Sözde bir savaş suçlusu olarak Lahey Adalet Divanı tarafından inerpol vasıtası ile aranıyor. Oysa bu şahısın sosyal medya hesabına baktığımızda Ermenistan eski Başbakanı Serj Sarkisyan, şimdiki Başbakan Nikol Paşinyan ve Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan ile yan yana fotoğrafları var. Ve bir takım seramoni ve resmî etkinliklerde boy gösteriyor. Anlaşılan Batı'nın kayırmacı politikalarını burada da görüyoruz.

Bu ifadelerimizden dolayı Batı'dan adalet ve insanlık beklentisi içerisinde olduğumuz anlaşılmasın. Biz kendi işimizi kendimiz hâlletmeliyiz. Uluslararası Adalet mekanizmamızı kendimiz tesis etmeliyiz. Bakınız, Karabağ meselesi lokal bir sorun değildir. Tüm bölgeyi ve bütün ümmeti ilgilendirmektedir. İşgal altındaki Filistin toprakları neyse Karabağ toprakları da bizim için odur. Merhum Erbakan Hocamız kırk küsur yıllık siyasî hayatı boyunca sürekli İslâm birliğinden ve İslâm savunma gücünden söz etmesi bu birliğe olan elzem ihtiyaçtan dolayı idi. 30 yıla yakın bir süredir Karabağ toprakları işgal altında bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler'in kınama mesajları ile bu iş hâlledilmiyor. Suudi Arabistan'ın inisiyatifine terkedilmiş "İslâm İşbirliği Teşkilatı"nın ise esamesi okunmuyor. (Bu ayrı bir handikap!)

Bu durumdan ve Fransa'ya sırtını dayamaktan cesaret alan Ermenistan güçleri ise Karabağ topraklarını işgal altında tuttuğu yetmiyormuş gibi zaman zaman yeni saldırılarda bulunuyor. Bilindiği üzere en son gelişen olaylar Ermenistan'ın saldırısı sonucu ortaya çıktı. Azerbaycan haklı olarak 27 Eylül'de karşı atağa geçerek taarruza başlamış oldu. Bu taarruz ile Azerbaycan güçleri işgal altındaki birçok köy ve kasabayı geri almayı başardı. Bu sevindirici gelişme karşısında İslâm ümmetinin yüreğine su serpilmiş oldu... İslâm dünyasındaki temenni ve beklenti işgal altında bulunan Karabağ topraklarının tamamen kurtarılması yönünde.. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in beyanatlarına bakıyoruz. O da, "İşgal altındaki Karabağ topraklarının tümü kurtarılmadan durmayacağız ve ateşkes yapmayacağız" diye açıklamalarda bulunuyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Armen Sarkisyan ise müttefiği olan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'den yardım talebinde bulunuyor. Putin ise bu talep katşısında, "Müttefikimiz Ermenistan'a karşı sorumluluklarımız var, ancak çatışmalar Ermenistan topraklarında değil" diyerek sadece Sarkisyan'ı değil Ermenistan halkını da şoke etmiş oldu. Putin'in Ermenistan Cumhurbaşkanı'nın telefonuna çıkmayışı böyle bir cevabın habercisiydi. Ayrıca Putin yapmış olduğu beyanatta çatışmanın Ermenistan'ın dışında olduğunu vurgulaması Karabağ'ın Azerbaycan toprağı olduğunun teyid edilmesi anlamına gelmektedir. Zaten Birleşmiş Milletler nezdinde de Karabağ toprakları Azerbaycan'a aittir...

Fakat bütün bu gerçeklere ve müspet gibi görülen gelişmelere karşı biz yine de endişeliyiz. Zira Putin her ne kadar Erivan'ın yardım talebine olumsuz cevap verse de Birleşmiş Milletler ateşkes olsun diye diplomatik baskılarda bulunmaya devam ediyor. Muhtemel ki, perde arkasında büyük şeytan ABD de var ve ateşkes dayatmasında ısrarcı olacaklar. İlham Aliyev, söz vermiş olduğu beyanatlarının arkasında durmalı ve geri adım atmamalı...

Biz bu satırları yazdığımız esnada sürpriz bir gelişme olarak "ateşkes" ile ilgili haber medya kanallarına düşmüş oldu.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov  ve Ermenistan Dışişleri Bakanı Zohrab Mnatsakanyan'ın Moskova'da bir araya geldiği toplantıda geçici ateşkes hususunda uzlaşıya varmış oldular.

Görüşmelere aracılık eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 'esirlerin ve cenazelerinin takas edilmesi için geçici ateşkes' ilan edildiğini ve Azerbaycan ile Ermenistan'ın görüşmelere başlayacağını dile getirdi. Ayrıca Lavrov, iki ülkenin çözüm için görüşmeleri sürdüreceğini duyurdu.

Azerbaycan ile Ermenistan arasında esir takasının yapılacağı ve cesetlerin toplanacağı 12 saatlik ateşkes Karabağ’da bu şekilde başlamış oldu. Ancak bölgeden gelen haberlere göre Ermenistan birlikleri ateşkesi ihlal etti ve sivil yerleşim yerlerini hedef alarak kötü niyetini bir kez daha göstermiş oldu. Öte yandan bu habere karşılık Azerbaycan Savunma Bakanlığı ateşkesin ihlal edildiğini teyid ederek açıklamalarda ve uyarılarda bulundu.

Basından edindiğimiz bilgiye göre, Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan ateşkese ilişkin yapılan yazılı açıklamada "Türkiye başından beri ancak Azerbaycan'ın evet diyeceği çözümleri destekleyeceğini vurgulamıştır. Bu anlayışla sahada ve masada Can Azerbaycan'ın yanında olmaya devam edecektir" ifadesi kullanıldı.

Açıklamada ateşkesin kalıcı çözüm yerine geçmeyeceği de vurgulanarak "Azerbaycan son kez Ermenistan'a işgal ettiği topraklardan çekilmesi için bir fırsat vermiştir. İnsanî gerekçelerle esirlerin ve cenazelerin değişimi amacıyla ilân edildiği belirtilen ateşkes önemli bir ilk adım olmakla birlikte kalıcı çözümün yerine geçmeyecektir" ifadesi kullanıldı. Kalıcı çözüm için Milli Savunma Bakanlığı şu açıklamada bulundu:  "Ermenistan artık işgal ettiği toprakları asıl sahibine vermelidir."

Elbette olması gereken de budur. Başta da belirttiğimiz gibi biz İslâm ümmeti için işgal altındaki Filistin topraklarının statüsü ne ise Karabağ toprakları da odur. İşgalin pazarlığı olmaz. Birleşmiş Milletler'in dayatmalarına ve büyük şeytan ABD'nin entrikalarına karşı teyakkuz hâlinde olunmalı ve bu hinliklere asla itibar edilmemeli. Bizim İslâm ümmeti olarak beklentimiz budur... Sonuç olarak ifade edecek olursak İlhâm Aliyev verdiği sözün arkasında durmalı. Şunu bilmiş olmalı ki, sözlerinin hilafına bir tutum sergileyecek olursa hem Azerbaycan halkına, hem İslâm ümmetine karşı büyük bir ihanet  içerisinde olacaktır ve böylesi bir durum karşısında tarih onu asla affetmeyecektir...