Önce İçimizdeki Kudüs'ü İşgal Ettiler

Hazım Koral 23.5.2020 15:11:22
Ayette belirtildiği üzere her insan kendi şakilesine (şeciyesine) göre hareket eder. (İsra:84) İnsanların olaylar konusunda gösterdikleri tepki veya tepkisizlik kişinin karakteristik yapısı ile ilintilidir. Konumuz Kudüs ve Filistin olması hasebiyle ayni ile vaki İsviçre'den somut bir örnek vermek istiyorum: Çalıştığım firmada, sabahın erken saatinde iş arkadaşım Salwadore Martella heyecanla ve hiddetli bir şekilde yanıma gelip, "Dün akşam televizyon haberlerini izledin mi? Siyonist İsrail yine Gazze'yi bombalayarak katliam yaptı!" dedi.

Bunu söylerken de burnundan soluyordu. Oldukça hiddetliydi. (İtalyanların kendilerine özgü bir huyları var, konuşurken el kol hareketi çok yaparlar.) Arkadaşım ayrıca işgalci İsrail'in bu fütursuzca saldırılarını Müslüman ülkelerin birlik olmamalarına ve Filistin davasına sahip çıkmayışlarına bağlıyordu. Arkadaşımın sitemkâr konuşmalarına mukabil ben kendisine sadece, "maalesef" diyebildim. Arkadaşım yanımdan ayrıldıktan sonra, karşımızda bizi izleyen Türk arkadaşım yanıma gelerek, "Hayırdır ya o İtalyan hiddetli hiddetli ne anlatıyordu yine" dedi.

Ben de İtalyan arkadaşımın bana anlattıklarını kendisine aktardım ve birkaç kelime de ben ekleyerek mazlum Filistin halkının yaşadıkları zulmü dile getirdim. Türk arkadaşım yüzünü ekşiterek, "Bırak şunları ya, onlar kendi topraklarını Yahudilere satıp durdular, şimdi de ceremesini çekiyorlar, bize ne onlardan, 'ne Şam'ın şekeri, ne Arabın yüzü" dedi.

Onların kendi topraklarını asla satmadıklarını, bunun bir propaganda olduğunu kendisine anlatmaya çalıştım. Hatta Burak duvarının dibinde küçücük dükkana milyonlarca dolar teklifte bulunan Yahudi'ye "Asla satmam" diyen Filistinli'yi anlattım...

Yukarıda "şeciye" ile ilgili ayet aktarmıştık. Bakınız burada iş arkadaşlarımın ikisi de farklı bir tutum sergiliyor: Biri Hıristiyanlık dinine mensup bir İtalyan, diğeri ise cami cemaatinden sözüm ona Müslüman bir Türk.. Şairin, "Önce içimizdeki Kudüs'ü işgal ettiler, biz savaşı önce kendimizde kaybettik, kendimizle kaybettik..."

"Hangi yönlerdedir yönümüz hâlâ? Hangi dilleri konuşuruz hâlâ? Aha buramızdır vurulan, parçalanan; bombalarla fesatla. Aha buramız!” dediği bu gibiler olsa gere. Bir de, "Araplar bizi sırtımızdan vurdu" demeleri yok mu? Gel de kahrolma!

Devlet bazında da benzeri bir örnek verelim. Hıristiyan bir ülke olan Venezuela lideri Nikolás Maduro, diğer tarafta sözüm ona Müslüman bir ülkenin lideri Muhammed bin Selman... Biri BM kürsüsünde işgalci İsrail'e karşı ateş püskürerek konuşma yapması ve işgalci İsrail ile her türlü ticareti ve diplomatik ilişkileri kesip büyükelçiyi geri göndermesi ile bilinen ve takdir edilen erdemli şahsiyet. Diğeri ise Siyonistlerle aleni iş tutan Suud kralı alçak Muhammed bin Selman.. Elbette, Siyonistler'le iş tutan sadece Suud rejimi değil, Suriye'nin haricindeki hemen hemen bütün Arap rejimleri işgalci İsrail ile başta ticarî ilişkiler olmak üzere "al takke ver külah" her türlü diplomatik ilişki içerisindeler. Buna Türkiye'de dahil…

Müslüman ülkelerin başındaki yöneticilerin çoğu ABD'nin direktifiyle işgalci "İsrail ile normalleşme süreci"ne sokuldu.  Golan Tepeleri'ni ilhak ettiler bu ülkelerin gıkı çıkmadı, Batı Şeria'yı parsellediler, bu ülkelerin sesi çıkmadı, Kudüs'ü başkent İslâm ettiler bu ülkelerin yine soluğu çıkmadı.. (Bu ifadeleri kullanırken bir takım beyanatları kastetmiyoruz, Maduro örneğinde olduğu gibi her türlü diplomatik ilişkilerin kesilmesi gerektiğinden söz ediyoruz.)
Bizi Filistin davasına ilgisiz kılabilmek için öylesine şeytanî plânlar yaptılar ki, öylesine tezviratlarda bulundular ki, birçok insanımız ne yazık ki bu yalanlara inandı ve Filistin diye bir dertleri ve bir tasaları olmaz oldu. Zira düşman zihinleri, gönülleri işgale koyuldu ve muvaffak da oldu. Bu tezviratların en meşhur olan iki tanesi şu sözlerle dile getirilmektedir: "Araplar Osmanlı'yı arkadan hançerledi." "Filistinliler kendi topraklarını kendileri sattı." Bu iki yalan otamatikman iki olguyu beraberinde getirdi: Husumet ve kayıtsızlık. Doğal olarak arkadan hançerlenmiş olmak kin ve düşmanlığı beraberinde getirir. Kendi topraklarını satmış olmaları ise sorumluluk duygusunu ortadan kaldırır. "Satmışsa artık kendi kabahati, ben böylesi ihanet içerisinde olanlara daha neden ilgi duyayım ki, onlara neden acıyayım ki?" İki tezvirat böylesi bir anlayışı beraberinde getirmiş oldu. Müslüman kitlelerin zihin yapısı bu tür yalanlarla etkisiz ve duyarsız hâle getirilirken, Müslüman halkların başındaki yöneticiler de büyük şeytan Amerika'nın dayatmaları ile tesirsiz hâle getirildi...


17 Eylül 1978 yılında imzalanan Camp David Sözleşmesi, Mısır devlet başkanı Enver Sedat ile, işgalci İsrail başbakanı Menahem Begin arasında gerçekleşmişti. Bu işin kompradoru ve organizatörü ABD başkanı Jimmy Carter idi. Bu olaydan sonra Müslüman Ümmet nezdinde Enver Sedat hain ilân edilmiş ve teğmen Halid İslâmbulî tarafından infaz edilmişti. Buna rağmen Arap ülkeleri gizliden gizliye işgalci İsrail ile diplomatik ilişkiler geliştirmeye başladılar. Ve öyle bir zaman geldi ki Ürdün, BAE ve  Suudi Arabistan artık alenî olarak Siyonistler'le iş tutmaya başladılar. Bu ihanet ilişkileri Türkiye için ise çok eskilere dayanmaktadır. Öyle ki, Birleşmiş Milletler'de işgalci İsrail'in varlığı tescil edilince ABD'den sonra Siyonistleri tanıyan ilk ülke Türkiye olmuştu.. Karşılklı büyükelçiliklerin açılması ve ticarî ilişkilerin devreye girmesi işgalci İsrail'in kuruluş yıllarına dayanmaktadır.

O gün bugündür bu ilişki devam etmektedir. Mavi Marmara olayında bu ilişki kısa süreliğine akamete uğradı fakat çok sürmedi ve normale döndü. Oysa normale dönmesi gereken bu değildi. Müslümanlar ve Müslüman halkları temsil eden yöneticilerin olması gereken "normal" tavır, hiçbir şekilde işgalci İsrail'i tanımamak ve ayrıca bu işgalin sonlandırılması için her türlü askerî müdahaleye girişmekti. Ama dedik ya, "Önce içimizdeki Kudüs'ü işgal ettiler."