FBI'nın Siyonizmi Koruma Refleksi

Hazım Koral 6.7.2021 09:14:21

Federal Soruşturma Bürosu (İngilizce: Federal Bureau of Investigation), kısaca FBI, Amerika Birleşik Devletleri'nin iç istihbarat ve güvenlik gücüdür. Ayrıca ABD'nin terörle mücadele, karşı casusluk ve suç araştırma organizasyon birimi olan FBI'ın tam 200 kategoriden fazla federal suç üstünde yargılama yetkisi vardır.

Örgütün amaç ve görev alanı Amerika halkını olası tehditlere, suçlara ve yasadışı faaliyetlere karşı korumaktır. Ülke içindeki istihbarattan sorumlu olan FBI, aynı zaman bir cezai soruşturma kuruluşu yapısına sahiptir. İşlenecek suçların istihbarat kanalları sayesinde önceden engellenmesi en büyük görevleri arasındadır.

FBI genellikle istihbarat toplamak, paylaşmak ve suçluları yakalamak için diğer ulusal güvenlik birimleriyle çalışmaktadır.

FBI ile ilgili olarak kaydettiklerimiz her ülkenin emniyet güçleri gibi bir kurumsal yapı olduğu anlaşılmaktadır. Olay buraya kadar normal ama normal olmayan husus, katil İsrail'in güvenliğini tehdit ediyor gerekçesi ile FBI'ın bizzat kendisi bir takım medya organlarının internet sitelerine operasyonlar çekip blokaj yapması ne anlama gelmektedir? FBI, büyük olasılıkla Siyonist katil sürüsünü ABD vatandaşı olarak görüyor ve bu tür yayınların, "insanları kin ve düşmanlığa tahrik ediyor" gerekçesi ile "katil sürüsünü koruma refleksi gösterip" söz konusu medya organlarının YouTube kanallarını kapatma girişiminde bulunuyor. Oysa kamuoyumuz çok iyi biliyor ki, bu medya kuruluşları yapmış oldukları yayınlarla mazlum Filistin halkının uğramış olduğu zulümleri gündeme getiriyor ve Müslümanlara sorumluluklarını hatırlatıyor.

Sürekli saldıran taraf, sürekli işgal ve katliam yapan taraf Siyonist çete olmasına rağmen bu katil sürüsünün güvenliği tehdit ediliyor gerekçesi ile internet sitelerine operasyonlar çekiliyor olması tam bir korsanlık örneğidir.

Aslında Filistin topraklarının İngilizler tarafından işgal edilme düşüncesi masaya yatırıldığında, yani işgalden aylar önce Siyonist çetenin o günkü lideri Rothschild ailesine güvence vererek taahhütname mektubu yazan dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur Balfour olmuştur. Siyonist çetenin güvenliğini teminat altına alma işini İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ABD üstlenmiştir. Ancak bu sahiplenme sadece Amerika ile sınırlı kalmamış hemen hemen bütün Avrupa ülkeleri de bu katil sürüsüne sürekli destek olmuştur. En son geçtiğimiz Ramazan ayında yapmış olduğu saldırıda 16 Avrupa ülkesi aleni olarak Siyonist çeteye desteğini ilân etmiş ve Avusturya ile Çek Cumhuriyeti İsrail bayraklarını göndere çekmişti. Ayrıca Bosna yönetimindeki Sırp parlamenterler Siyonistlere olan desteğini ilân etmişti. Nasıl da dayanışma içerisindeler. Gerçi bir takım Müslüman ülkelerin başındaki siyasîler de yıllardır bu Siyonist çete ile ticarî ilişkiler içerisinde olmaları hasebiyle bir şekilde bu katil sürüsüne destek olup dolaylı da olsa payandalık yapmaktadırlar.

Böylesi bir durum karşısında ABD ulusal güvenlik birimi olan FBI'ın durumdan vazife çıkararak Siyonist çeteye arka çıkması ve Siyonizmin Filistin topraklarındaki varlığına yönelik bir tehdit gördüğünde müdahalede bulunmasına şaşırmamak gerekir...

Bizim bu satırlarda ifade etmek istediğimiz o ki, ABD'nin Siyonist çeteyi sahiplenme ve koruyup/kollama hususunda gösterdiği hassasiyet (karşı atak olarak) neden Müslüman ülkelerde yok? Hâlbuki saldırıya uğrayıp işgal edilen bizim topraklarımız, katledilen ve doğup büyüdükleri topraklardan sürülen bizim kardeşlerimiz. Filistin'e sahip çıkmak biz İslâm ümmeti için namus borcudur. İslâm İşbirliği Teşkilatı Filistin davasına sahip çıkmak ve bu namus borcunu ifa etmek için kurulmuştu! Fakat kurulduğu günden beri maatteessüf ki esamesi okunmuyor ve hiçbir yaptırım gücü söz konusu değil. Böyle mi olmalıydı? Bakınız bugün gelinen nokta itibariyle Arap ülkelerinin hemen hemen hepsi "ver kurtul" zilletini yaşıyor. Buna istinaden Yüzyılın Anlaşması ve İbrahim Anlaşmaları'na imza attılar. Öylesine alçaklar ki kendi huzur ve güvenliklerini işgalci İsrail'in huzur ve güvenliğine bağlıyorlar. Bu nedenle Siyonist çete için en büyük tehdit olan İran ve HAMAS'a husumet besliyorlar. Suudi Arabistan ve BAE'lerinden en yetkili siyasiler aleni olarak "Gazze İran ve HAMAS'ın etkisinden kurtarılmalıdır" diyorlar. Gazze İran ve HAMAS'ın savunmasından çıktığı gün Siyonist çete işgale girişecektir. Bunu onlar da çok iyi biliyorlar. Fakat İran asla yardımdan el çekmeyecektir. Bunu da bilmeliler. Nitekim son işgal girişiminde İran yapımı füzeler devreye girince kara harekatından vazgeçmek zorunda kaldılar. Ateşkesten sonra HAMAS lideri İsmail Haniye İran'a teşekkürlerini sunmuştu. Asıl İran'a teşekkür etmesi gereken bütün İslâm ümmetidir. Zira Filistin toprakları ümmetin namus-u ekberidir. Arap ülkeleri ise bu yardımdan rahatsız oluyor. Eğer İran ve HAMAS devreden çıkıp Gazze işgal edilirse Siyonist çete hedefine ulaşmış olarak sükunete kavuşacak ve ortalık yatışacak! Bu durumda Arap ülkelerinin baş ağrısı da son bulacak! Böylesi alçakça ihanetlerin ve böylesi melunlukların vuku bulduğu bir ortamda Filistin davasına sahip çıkan direniş cephesinin sözcüsü medya kuruluşlarının YouTube kanallarına FBI tarafından operasyon çekilip blokajlar yapılması şaşkınlığa sebep olmamalı...

Bu direniş kanallarından biri de bizim de hizmet verdiğimiz Kudüs TV olmaktadır. Medya deyip geçemeyiz. Medya bir ülkede yasama, yürütme ve yargı organlarından sonra en etkin güçtür. Bu yüzden medya için "dördüncü kuvvet" denilmektedir. Hatta bazı durumlarda kamuoyunu etkilemesi ve harekete geçirmesi bağlamında "birinci etkin kuvvet" olarak görülmektedir...

Kamuoyumuzun bildiği ve gördüğü üzere Kudüs TV'nin yayın politikaları Filistin davası ekseninde şekillenmektedir. Sadece TV olarak değil, bunun öncesinde yine Filistin'i eksen alarak dergi ve gazete çalışmaları da söz konusuydu.

Bildiğiniz üzere 28 Şubat post-modern darbe girişiminde yayın organımız Selam Gazetesi'ne de operasyonlar çekilmiş ve başta gazetenin Haber Müdürü Nurettin Şirin ve gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Aydın Koral olmak üzere bütün çalışanlara astronomik cezalar verilmişti.
Nurettin Şirin Sincan'daki "Kudüs Günü" etkinliğinde mazlum Filistin halkının uğramış olduğu zulümleri dile getirdi diye 17,5 yıl hapse mahkûm edilmişti. Aydın Koral ise Selam Gazetesi'nde Filistin ekseninde yazmış olduğu yazılardan dolayı hakkında 18 dosya, 26 dava oluşturularak toplam 157 yıl 6 ay hapis istemi ile yargılanma süreci başlanınca doğup büyüdüğü toprakları terk etmek ve 22 yıl gurbetin açık hava hapishanesinde yaşamak zorunda kalmıştı. Kısacası Filistin davasına canla-başla sahip çıkan yayın organlarımız nice bedeller ödeyerek bu günlere gelmiş oldu. Şu hakikat bilinmeli ki Filistin davasına sahip çıkmak bizim imânî vecibemizdir. Zira kutsal Filistin toprakları biz İslâm ümmeti için namus-u ekber konumundadır. Bu nedenle Filistin davasına sahip çıkmak sadece hassasiyet sahibi medya kuruluşları değil topyekûn bütün Müslümanlar bu meseleye sahip çıkmalıdır. Filistin davası STK'larımızın gündeminden asla düşmemeli. Ancak asıl olarak Müslümanların başındaki siyasîlere çok büyük görev düşmektedir. Merhum Erbakan Hocamız bu hassasiyetle D-8'i kurup, bu kurumun bünyesinde İslâm Savunma Gücü'nü oluşturmaya çalıştı. Erbakan'ın niyetini çok iyi bilen içimizdeki bir takım hainler 28 Şubat post-modern darbesini yaptılar.

Bu darbeyi yapanların bir tek maksadı vardı o da İslâm Birliği projesine engel olmak. Çünkü bu proje tam kapsamlı bir şekilde hayata geçmiş olsaydı hiç kuşkusuz Siyonist çetenin Filistin topraklarındaki varlığı sonlandırılmış olacaktı. Bugün de kamuoyumuzu bilgilendirme, bilinçlendirme ve mesuliyetlerin hatırlatılmasına ilişkin yapmış olduğu etkin ve sarsıcı yayınlarıyla temayüz etmiş olan Kudüs TV'den rahatsız olmuşlar ki FBI'yı operasyon yapmaya memur kıldılar. Burada anlaşılan ve görülen başka bir husus var, o da Siyonist çetenin Amerika Birleşik Devletleri siyasî yapısı üzerinde hangi boyutlarda yönlendirmede bulunma ve inisiyatif kullanma gücünün olduğudur. ABD bünyesinde finans kaynaklarını ellerinde bulunduran Rothschild Rockefeller ve Soros gibi Siyonist aileler FBI ve CIA türü emniyet birimleri üzerinde inisiyatif kullanmaktadırlar. Pentagon zaten onların emrinde hareket etmektedir.

Sonuç olarak ifade edecek olursak, hak-batıl mücadelesi kıyamete kadar devam edecektir. Siyonist çeteyi koruyup-kollamak ve bu katil sürüsüne arka çıkıp onların yaptığı zulüm ve katliamları örtmeye çalışmak boş ve beyhude bir çabadır. Siyonist çetenin zevali yakındır ve buna hiçbir güç engel olamayacaktır. Çünkü Yüce Rabbimiz'in vaadi haktır. "O zorlu ordumuzu üzerlerine saldığımızda onları tarumar edecekler." (İsra:4-7)

Yazarın Diğer Yazıları