Büyük Şehid Kasım Süleymani'yi Minnet ve Şükranla Anmak

Hazım Koral 2.1.2021 23:46:00
Hiç kuşkusuz geçmişten geleceğe bütün şehidlerimiz Allah Teâlâ nezdinde yüce ve büyük bir makama sahiptirler. Bu bağlamda bir neferle bir komutan arasında hiçbir fark yoktur. Ancak bazı şahsiyetler var ki, konumlarına ve şehadet makamına erişinceye kadar "özverili bir şekilde/cansiperane yapıp ettiklerine baktığımızda" bir takım takdire şayan farklılıklara tanık olmaktayız. Bu farklılıkları onların yüceliklerine yücelik katmaktadır. Nasıl ki Türkiye coğrafyasında yaşayan Müslümanların nezdinde Şehid Metin Yüksel'in ayrı bir yeri ve konumu varsa, Mısır halkının nezdinde Hasan el Benna ve Seyyid Kutub'un da farklı bir yeri var. Son 40 yıl içerisinde ABD ve Siyonist işgalcilere karşı savaşan direniş cephesinden nice şehidler vermiş olduk. Abbas Musevî, Ragıp Harp, Fethi Şikakî, Şeyh Yasin, Abdülaziz er-Rantisi, İmad Muğniye ve İmad Muğniye'nin oğlu Cihad Muğniye bunlardan sadece birkaç tanesidir. Hacı Serdar Kasım Süleymanî ise ömrünü direnişe adayan bir şahsiyet olarak İslâm beldelerinin birçok yerinde ve bizzat cephenin ön safında yer alan bir komutandı, bir generaldi.

İran Devrim Muhafızları Ordusu'na bağlı "Kudüs Gücü Komutanı" olarak uzun yıllar boyunca bizzat çatışmaların yoğun olduğu her cephede bulunması onu ayrıcalıklı kılıyordu. Irak'ın, yani zalim Saddam'ın 8 yıllık İran'a yönelik saldırı savaşında Hacı Kasım bizzat cephede bulunmuş, zaman zaman ağır yaralanmalara maruz kalmış ve tedavi süreci tamamlanınca evine değil, tekrar cepheye gitmişti. Ki bu durum defaatle tekrarlanmıştı. Savaş sonrası yılmak bilmeyen bir azimle bakıyorsunuz Bosna cephesinde tecrübesiz Boşnak gençlerine ve bu cepheye başta Türkiye ve İran olmak üzere birçok İslâm coğrafyasından katılan gönüllü mücahitlere muharebe eğitimi verip birlikte Sırp Çetnikler'ine ve Hırvat Ustaşa eşkiyalarına karşı savaşıyor. Bakıyorsunuz Hacı Kasım Afganistan cephesinde işgalci ABD güçlerine karşı savaş stratejileri geliştirerek oradaki mücahidlere destek veriyor. Yine bakıyorsunuz Irak cephesinde ABD işgal askerlerinin karargâhlarına üst üste saldırılar düzenliyor ve Trump'ın bizzat itirafıyla binlerce ABD işgal askerini cehenneme yolluyor. Serdar Kasım Süleymanî'nin en çok bulunduğu cephelerden biri de Lübnan oluyor. Siyonist işagalci İsrail'in hedefindeki ülkelerin başında Lübnan gelmektedir. Orasını küçük lokma gördüğü için 1980 senesinde bu ülkeye kara ve hava saldırısı başlatarak başkent Beyrut'a kadar girmişti.

Başta Birleşmiş Milletler ve İslâm İşbirliği Teşkilatı olmak üzere bütün dünya bu işgale seyirci kalmıştı. Seyirci kalmayan tek ülke İran İslâm Cumhuriyeti idi. "Kudüs Gücü" Filistin topraklarının denizden nehire tam bağımsızlığı için kurulmuş bir orduydu ve bunun için vardı. Bu nedenledir ki, Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymanî'nin etkin gücünü Lübnan'da da görüyoruz. İşgalci İsrail'e karşı başlatılan ve 20 yıl sürecek olan bu savaşın hemen hemen her merhalesinde Kasım Süleymanî'nin bir savaş stratejisti olarak verdiği taktiklerle Hizbullah'ın savaş kabiliyetini arttırmış ve bi iznillah bu savaş kazanılmıştı. Düşünebiliyor musunuz, beş Arap ülkesinin yapamadığını Hizbullah bi iznillah yapmıştı. Bütün bunlar Rabbimiz'in Kasım Süleymanî'ye bahşettiği özel hikmet ve yetenekle oluyordu. Bunu bizzat Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrallah, Süleymanî'ye meth'ü senalarda bulunarak ve övünerek itiraf ediyor.

Suriye cephesine bakıyoruz! Burada da Arap Baharı bahanesiyle oynanmak istenen şeytanî oyunu gören Hacı Kasım Süleymanî Suriye cephesinde aktif rol alıyor. Siyonist İsrail "Arz-ı Mevcud" hedefine ulaşmak için Suriye engelini aşması gerekiyordu. Öncelikle şunu belirtmiş olalım ki, beğenelim - beğenmiyelim ama 22 Arap ülkesi içerisinde Filistinli savaşçı gruplara ev sahipliği yapan, onlara ofisler açan, her türlü faaliyetlerinde yardımcı olan, İran'dan gelen silahların sevkiyatına lojistik destek sağlayan tek ülke Suriye'dir. Bu nedenledir ki, az önce ifade ettiğimiz gibi, Siyonistler'in "Arz-ı Mevud" hedefinin önündeki en büyük engel Suriye'dir. On yıldan beri süren savaşa rağmen bu yönünü korumuşsa bunun nedeni Kudüs Gücü ve Hizbullah'ın etkin bir şekilde Suriye'ye müdahil olmasından dolayıdır.

Şimdi sormuş olalım ABD, Irak ve Suriye'de Kasım Süleymanî'den yediği darbelerden ve itlaf edilen/gebertilen binlerce askerinden dolayı ona nasıl düşmanlık beslemesin? Ona suikast ve sabotaj yapmanın şeytanî plânları içerisinde neden olmasın? (Ki daha önceleri defalarca suikast girişiminde bulunulmuştu.) Yine aynı şekilde Siyonist işgalcilerin Lübnan ve Gazze'de yediği darbelerden dolayı Kasım Süleymanî'ye neden husumet beslemesin ki? Mazlum Gazze halkının elinde taş ve sapandan başka bir şey yokken bir bakıyorsunuz ki Siyonistler'in her saldırısında füzelerle, roketlerle karşılık verilip işgal çetesi geri püskürtülüyor. Sahi bu füzeleri, bu silahları Hamas'a, İslâmî Cihad'a ve diğer savaşçı gruplara kim verdi? Bu silahları tünellerin içerisinden Gazze mücahidlerine kim ulaştırdı? Biz yine bu sahnede, Kudüs Gücü'nün efsane komutanı Kasım Süleymanî'nin varlığına tanık oluyoruz. Bunu bizzat söz konusu Filistinli grup komutanlarının ve Siyonist liderlerin itiraflarında görüyoruz.

O meşum suikast gerçekleştirildiğinde Siyonist liderler, "Gelmiş geçmiş en büyük düşmanımızdan kurtulduk" itirafında bulunmuşlardı. Düşmanın bu itirafı bile Hacı Kasım Süleymanî'nin ne kadar büyük bir komutan, ne kadar büyük bir şahsiyet olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak maatteessüf ki, bu mübariz/muvahhid insana ülkemizde bulunan bir takım aklı evveller iftira ve tezviratlarda bulunarak, "biz ona şehid diyemeyiz" dediler. Nedeni ise Kasım Süleymanî'nin Suriye ve Irak'ta başta DEAŞ olmak üzere tekfirci terör örgütlerine karşı savaşmış olmasıdır. Mutasyona uğramış canavar sürüsünün en vahşi yöntemlerle yapmış olduğu katliamlardan dolayı, "öfkeli gençler" diye söz eden cenahtan başka ne beklenir? DEAŞ gibi terör örgütlerine sempati duyanlardan daha ne beklenir? Varsın onlar şehid demesin. Biz Filistinli mücahid grupların liderleri Hacı Kasım hakkında ne diyor ona bakalım.

Filistin Başbakanı İsmail Heniyye'nin bizatihi cenazesine katılarak Süleymanî hakkında "Kudüs şehidi" demiş ve cenazede yaptığı konuşmada
methü senalarda bulunarak Filistin'e yaptığı katkı ve yardımlardan dolayı teşekkürlerini bildirmişti.

İstisnasız olarak Filistinli grup liderlerinin hepsi taziyelerde bulunmuşlardı.

Yine aynı şekilde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'yi arayarak taziye dileklerini ilettiği görüşmede iki cumhurbaşkanı arasında "şehit" ifadesinin kullanıldığını biliyoruz. Bu nedenle diyebiliriz ki, bazı cahil cühelâ kişilerin tezvirat içerikli beyanlarının hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bunların ümmetin birlik ve uhuvvetini bozmaya yönelik iftiralar olduğu açık bir şekilde görülmektedir. Bakınız, Hamas liderlerinden Mahmud Ez Zahhar, sosyal medyada yayılan videosunda Kasım Süleymanî ile ilgili açıklamalarda bulunarak şu itirafları dile getiriyor: "2006’da Gazze’de Hamas hükümeti kurulduktan sonra Kasım Süleymanî ile görüştüm. Hükümetin dışişleri bakanı olarak İran’a gittiğimde Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile görüşüp bir takım taleplerde bulunmuştum. Kendisi talebimi Kasım Süleymanî’ye bildirmemi söyledi. Kasım Süleymanî ile görüştüm, Filistin halkının ve hükümetin ekonomik sorunlarından bahsettim. Çalışanlarımızın maaşını veremediğimizi, halka sosyal yardım yapamadığımızı anlattım. Ertesi gün 22 milyon doları elimize verdi."

Şehid Kasım Süleymanî böylesine yetkilerle donatılmış ve direkt olarak Rehberiyet makamına bağlı bir generaldi. Bakınız o öyle mütevazı bir generaldi ki, resmî törenlerin haricinde ve bilhassa cephede apolet kullanmıyor ve mücahidlerin arasında bir nefer gibi dolaşıyordu. Kendisinde zerre kadar enaniyet ve gurur yoktu. Son derece takvalı bir şahsiyetti. Allah aşkına onun resimlerine dikkatli bakın, yüzündeki "mazlumiyeti ve mahcubiyeti" görmemeniz mümkün değil. Onun bir tek isteği ve arzusu vardı İmâm Hüseyin gibi parça parça doğranmış bir bedenle ve Ebul Fazl Abbas gibi kolları kopmuş bir vaziyette Rabbine kavuşmaktı. Rabbimiz ona arzuladığı şekilde şehadeti nasip etti. Saniye değil, saliseler içerisinde zerece acı çekmeden Rabbine kavuştu.

"Ey huzura kavuşmuş insan! Sen O´ndan hoşnut, O da senden hoşnut olarak Rabbine dön. (Seçkin) kullarım arasına katıl ve cennetime gir!" (Fecr:27-30)