Yekten:
Ne vakit hukukla, insan haklarıyla ve demokratik değerlerle ilgili yazıyor ve YouTube kanalımda konuşuyorsam; çok fazla ilgi görmüyor.
Çünkü milletin derdi ekonomimizin çöküntüsünden ve mutfağına giren her şeyin artık neredeyse ulaşılmaz olduğundan, daha çok ekonomi veya siyasetin çöküşüyle ilgili yazılar/konuşmalar ilgi görüyor!
Ha, bir de polemik veya demagoji yaparsan, bazılarına biraz da sert sallarsan; kimileri için kahraman, bir başkaları için de vatan haini olursun!
Değil mi ki, bu iktidar bu iki kavramı kullanarak yirmi dört yıldır koltuklarını koruyorlar.
Meselâ dün, internette bir sokak röportajına tesadüf ettim. Sıkı sıkıya tesettürlü bir hanım, canhıraş bir ses tonuyla şöyle haykırıyordu:
“Ne istiyorsunuz Tayyip’ten? O, bu ülkeyi NATO’ya soktu!”
Buyurun buradan yakın!
Veya gözlüklerinizi takın ve Emevî’den miras kara propagandanın etkilerini yakından görün!
***
Dubara:
“Tornadan çıkarır gibi tek tip insan yetiştirmek!”
Bu, sadece bize mahsus değil, dünyada birçok ceberut rejim, ilânihaye ayakta kalabilmek için bu yönteme başvurdu!
Tek örnek verecek olsam:
Bolşevikler, iç savaşta Menşevikleri kesip biçtikten sonra, 1922’den itibaren bu yöntemi devreye soktular!
Hem Sovyetler Birliği’ndeki ülkelerden hem de dünyanın birçok ülkesinden gelen gençler için “eğitim kampları” kurdular!
O kamplardan “tek tip” adam yetiştirip dünyaya salacaklar ve bütün dünya “Komünist” bir düzenle yönetilecek ve bittabi o ülkeler de Sovyetlerin güdümüne girmiş olacaklardı…
***
Şevket Süreyya Aydemir, “Suyu Arayan Adam” adlı eserinde anlatıyor…
Mealen:
“Lenin daha hayatta idi. O kendisi gelmiyordu ama, her gün kampa üst düzey bir parti üyesi gelip bizlere nutuk atarak ders veriyorlardı…
Bunların içinde en etkili ve en akıcı konuşmayı Stalin yapıyordu. Bizler, daha o günlerde anlamıştık ki, Lenin sonrasında liderliği Stalin ele geçirecek!”
Nitekim öyle de oldu…
29 yıllık Stalin devrinde, bir buçuk ile iki buçuk milyon arasında insan öldürüldü.
Ölüm mangalarının silahları hiç susmadı…
Yüz binlerce insan yurtlarından sürüldü…
“Tek tip insan yetiştirme” projesi, Sibirya’da sürgün ve ölüm kamplarına dönüştü…
***
İlk okuldan başlayan “tek tip adam” yetiştirme projesi, Stalin’in ölümümden sonra liderliği ele geçiren Xrushçov “Хрущов” (Bizde Kruşçev olarak bilinir ve yanlıştır), mevcut şartları bir miktar savsatsa da, görevden alındıktan sonra 1964 itibariyle Brejnev yeniden başlattı ve çok daha fazla önem vererek bütün dünyaya yaymak istedi…
***
Konuşmalarımda ve yazılarımda hep sorduğum gibi; yine sorayım:
“Ne oldu?”
Yetmiş yıl dayandı ve çok hızlı bir şekilde çöktü…
Hem de ne çöküş…
Birlik, yani “Soyuz” dağıldı. 14 ayrı devlet kuruldu. Rusya Federasyon ilan etti, terkibinde özerk devletler ihdas edildi…
Tek tip insan yetiştirme projesi çöpe gitti. Ne Oktyabryonok, ne Pioner ne de Konsomol kaldı…
***
Ve Selâse:
Bizde de “torna makineleri” kuruldu…
Kimisi gizli, kimisi açık…
Kimisi “Cumhuriyet ve kazanımlarına karşı” melânet yuvaları…
Kimisi “Cumhuriyet’i yaşatmak için devlet eliyle” kurulanlar…
***
Yine bir örnek verecek olsam:
Nurs’lu Kürt Said mollanın “Nur Talebeleri” olarak bilinen tornacı ustaları, uzun süre devletten gizli teşkilatlanma ve talebe yetiştirmeye çalıştılar…
Nihayet bunların içinden, bu teşkilatlanmanın bedavadan üstüne konan Fethullah Gülen adlı, ilkokul mezunu bir vaiz, gizli melânet yuvalarında tornayı çalıştırdı. Bazı ahmak siyasetçilerin sayesinde, neredeyse devletin bütün kurumlarını ele geçirdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin önemli bir bölümü de o yapının emrine girdi…
“Ne oldu”?
“Fethullah Gülen Cemaati” aniden “Fethullah Terör Örgütü” oldu.
FETÖ…
“Ne istediler de vermedik” dendi ama, onlar devleti istediler bu sefer…
Darbeye kalkıştılar…
Darbe bastırıldı, OHAL ilan edildi…
***
FETÖ’den temizlenen devlet kurumlarına, iktidar partisinin mensupları yerleştirildi…
Gelinen noktada:
Demokrasi çöktü…
Hukuk Çöktü…
Eğitim sistemi çöktü…
Bunlara bağlı olarak ekonomi çöktü…
Borç miktarı arşa dayandı…
***
Artık dışarıdan yatırım gelmiyor.
Para bulmak için bütün dünyayı dolaşan maliye bakanının demir çarıkları delindi, ama nafile…
Bir sent bile gelmiyor!
Söylentiye göre şimdilerde köprüleri ve hastaneleri satışa çıkaracaklar!
***
Ama bunlar, bu iktidar için dert değil.
Milli Eğitim Bakanlığına, bir torna ustası oturttular.
Gitti Fethullah, geldi Yusuf Tekin.
Çağ dışı kafasıyla şimdi de bu, “tek tip insan” yetiştirme gayretinde!
***
Okullarımızda katliamlar yaşanıyor, dolayısıyla insanlar bu bakanı sorumlu tutup istifasını istiyorlar!
(İstifa müessesesi bizde çoktan tedavülden kaldırıldı da…)
Hazret, celâllenmiş. İstifasını isteyenlere “Karanlık Yapılar” diye hücum etmiş!
***
Daha önce de, mealen “Alışacaksınız, bu iktidar dönemin de Erzurum’dan bile bakan çıkıyor” demişti…
Birisi çıkıp da “Bre cahil, Erzurum’dan cumhurbaşkanı çıktığında sen daha anadan doğmamıştın” dedi mi bilmiyorum!
***
Bay Bakan,
Bu ülkede senden daha karanlık bir yapı yok! Hem de zifiri karanlık!
Ziya Paşa merhumun dediği gibi:
“Rencide olur dide-i huffaş ziyadan”
Işık, aydınlık, yarasa gibi senin gözlerini rahatsız ediyor.
O yüzden bu yüce milletin evlâtlarını cehlin karanlığına sürüklemek istiyorsun!
Lâkin…
“Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!”
Hesap gününde seni de hâkim karşısına çıkarırlar!
Hiç şüphen olmasın!
Not: Bu yazıyı bitirdikten sonra internetten önüme bir haber düştü.
Sözcü’nün internet sitesinin bildirdiğine göre; eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş (Bu kişinin adı Ali ama kendi Muaviye C.K.) şöyle demiş:
“12 sene önce ‘Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin Hayatı’ seçmeli ders olarak konuldu. İlk başta yüzde 30’lardaydı, şimdi seçenler yüzde 4’lere düştü. İstediğimiz kadar seçilmiyor. Derslerin seçilmesi için Diyanet olarak 90 bin camide hutbe okuttuk. 4 bin vaizi seferber ettik. Bütün cemaatimizi uyardık, yönlendirdik”
***
Niye başaramadığınızı Bülent Arınç açıklamıştı.
“Bu toplumun seçtiği adam çıkarcılığın baş tacı. Parayla konuşuyor. Tamamen duygusal ilişkiler peşinde” diyen Arınç, parlamentonun da toplumun bir yansıması olduğunu ifade etti. Arınç, “Toplum neyse onun ürettiği insanlar da parlamentoda. Ve siz bu toplumdan yeni bir uyanış, yeni bir diriliş beklemeyin!
Bu toplum aziz millet olmaktan çıktı. Dindarlık şu anda herkesin kaçtığı bir noktaya geldi. Millet Müslümanlığı bıraktı. Başörtüsünü terk ediyor. Namazı terk ediyor”
***
Dayatmayla olmadığını anlatmak için oturdum Sovyetler Birliği’ni örnek verdim.
Dayattınız ve 24 yıllık iktidarınızda bu toplumu siz dinden uzaklaştırdınız…
Doğruluk ve ahlâk mefhumlarını siz çürüttünüz…
Söylemlerinizle amellerinizin çizgisi yüz seksen derece zıttı. Geometri bilimi bile sizin tutarsızlıklarınız karşında aciz kaldı.
Açılar hesaplanamaz oldu!