Fuzûlî Merhumun şu sözü, bizim gibi gücü kendinden menkul sıradan kalem erbabı için her daim geçerlidir:
”Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil!”
***
Kayserili bir arkadaşım vardı, Memet!
Ne vakit sıkıntılı bir durum yaşasak; hep aynı cümleyi yapıştırırdı:
“Nööreceğin gardaş, puştluk bu dünyanın temelinde var gayri!”
Ben de, nööreceğim diye ikilemdeyim…
Yazma diyorlar…
Yazsan da konuşma diyorlar!
Son videomda da dedim: Susmayacağım…
İyi, güzel de…
Susmazsam ne olacak?
Ateş olsam cirmim kadar yer yakarım!
Affınıza sığınarak: Kim ipler beni!
***
That is the question!
İşte mesele budur ki;
Vicdanım ipliyor beni! İplemek ne kelime; iki eliyle arkadan itiyor!
Yetmiş birimi devirdikten sonra; yalaklık yapamayacağıma göre, vicdanımın emrine muntazır: Susmayacağım…
***
Ülkede hukuk çökmüş…
Ülke ahalisinin en az yüzde yetmişi bunu bildiği içindir ki;
Eli kalem tutan, dilinde söyleyecek kelamı olan, bu duruma dertleniyor…
Bende-i hakir de, Sinoplu Diyojen misali elimde bir cılız fener, Arnavut kaldırımlarında parke taşlarına çarpa çarpa yalpalayarak adalet arıyorum.
Kendim için değil: Hem benim ülkemde, hem de dünyanın dört bir bucağında haksızlığa uğrayan nice nice masum ve mazlumlar için…
***
Ülke ekonomisi çökmüş…
Ülke gelirinin yüzde seksenini elit kesim yiyor!
Ülkenin vergisini sırtlanan yüzde seksenlik kesim de, gelirin arta kalan yüzde yirmisine talim ediyor…
Hakça paylaşımı Hak getire…
Olsun…
Alamanya bizi kıskanıyaaa…
That is the important… Daha ne olsun!
***
Çok yazı yazdım…
Bireysel çöküş, toplumsal çöküşü tetikler diyerek madde madde anlattım…
Yıllardır batakta debelenen Türk Matbuatının, resmen çöküşünü izliyoruz şimdi…
Her türlü rezillik, her türlü pespayelik zaten vardı…
Kalemler çoktan satılmış, vicdanlar çürümüş, ahlâk tatile çıkmıştı…
***
Namuslu, şerefli, haysiyetli gazetecilerin, yorumcuların, yayıncıların her türlü imkânları ellerinden alınmış, bir daha öne çıkmasınlar diye önlerine kale surları çekilmişti…
Meydan döküntülere, yanaşmalara kalmıştı…
***
Gelinen noktada, bugüne kadar eksik olan uyuşturucu ve fuhuş da bunların eseri oldu ya!
Her türlü sapkınlık, çarpık ilişkiler her gün ortalığa dökülüyor.
Ziya Paşa merhumun dediği gibi: “Evvel yoğ idi, bu yeni çıktı!”
Medyadaki bu çürümüşlük, bu kokuşmuşluk o hâle geldi ki, artık Türk toplumunun bir kesimi için “Toplumsal ve sosyal” çürümüşlüğün göstergesi durumuna geldi…
Allah’tan o kesim, azınlıktadır amma…
Kokuşmuşluk, epidemik hastalık gibidir. Maazallah, çok çabuk topluma sirayet eder…
***
Şimdi diyeceksiniz ki;
Neremiz doğru ki, medyamız da doğru olsun.
Haklısınız…
Hakkı gasp edilenleri birer birer sayıp, bundan utanmıyor musunuz diye soran siyasetçiye:
“Hayır, utanmıyoruz! Yaptığımızdan gurur duyuyoruz” diye cevap veren iktidar partisi temsilcisi, kul hakkı yemekten gurur duyuyorsa…
O zihniyetteki siyasetçinin medyatörü de işte böyle olur…
Ha sabahtan akşama kadar, iftira, yalan, kara propaganda pompalayan medyatörler…
Ha, uyuşturucu ve fuhuşa bulaşmış, çalıştığı iş yerini kerhaneye çevirmiş medyatörler, ne farkları var?
Üstelik hepsi de “Din Tandanslı” iktidarın adamaları…
***
Haşa!
İslâm Dininin burada bir suçu, bir eksikliği yok!
Çünkü İslâm Dini, Semavî dinlerin en iyisidir…
Suçu ve eksikliği olanlar, o yüce dini kendi iğrenç emellerine alet eden sahtekârlardır…
***
Yazıyı, bir anekdotla noktalamak istiyorum…
Aziz Nesin, bir televizyon kanalında konuşuyordu.
Bizzat kendi kulaklarımla duydum.
Sunucunun sorusuna şöyle cevap verdi:
“Evet, ben ateistim. Ancak, bir din seçecek olsaydım, mutlaka İslâm dinini seçerdim. Çünkü mevcut dinler içerisinde en iyisidir!”
***
Son iki cümle…
İslâm’ı seçen İngiliz sanatçı Cat Stevens (Yusuf İslâm), ne demişti:
“Ben, Kur’an’ı okuyarak Müslüman oldum. Eğer önceden bu Müslümanları görmüş olsaydım, asla Müslüman olmazdım!”
Hah, işte o Müslümanlar, bu Müslümanlar…