Dersimiz Demokrasi Olsun!

Cahit Kılıç 10.1.2022 09:36:00
Çıplak Demokrasi!
Öncelikle biz, demokrasi dendiğinde ne anlıyoruz! Filozof gözüyle değil, sade vatandaş veya avamdan herhangi biri olarak demokrasiyi nasıl algılıyoruz?
Hukukun üstünlüğüne, yargının tarafsızlığına ve bağımsızlığına, hak ve özgürlüklerin sonuna kadar kullanılmasına, kayıtsız şartsız adaletin tesis edilmesine, sosyal hakların bihakkın her ferde teslim edilmesine, düşüncenin özgürce ifadesine, basın yayın özgürlüğüne, haber alma hakkına sahip çıkılacağı…
Hiçbir zümrenin veya dinî kisve altında teşekkül edilmiş kurum veya kuruluşun herhangi bir şekilde üstünlük kurmasına, daha doğrusu; imtiyazlı bir kesimin diğer halk kesimleri üstünde tahakküm kurmasına müsaade edilmeyeceği, sosyal paylaşımın adil olarak ve hakça yapılmasına veya benzeri argümanlarla ortak yaşama verilen bir yönetim biçimi olarak görüyoruz…
Mülkiyet özgürlüğü; serbest piyasa ekonomisi ve ticaret özgürlüğü…
Ve bu bizim nazarımızda çıplak demokrasi tarifidir. Elbette ki yönetenlerin adil bir seçimle halk tarafından seçilmiş olmaları, yasama ve yürütmenin gücünü halkın seçiminden alması, bürokratların seçilmişler üstünde hükümranlık kuramaması da kaçınılmaz demokratik şartların başında gelir…
Ve yine elbette ki, seçimle gelenin yine seçimle gitmesi demokrasinin olmazsa olmazıdır.
Giydirilmiş Demokrasi!
Göstermelik seçimle ve sahtekârlıkla iktidarı elde etmek…
Hukukun üstünlüğünü hiçe sayarak üstünlerin hukukun tesis etmek…
Basın yayın özgürlüğünün önüne set çekerek kendi medyasına yaratmak ve halkı yanıltmak…
Ülke gelirini kendi iktidarına ve halk üzerinde hükümranlık kurdurduğu zümrelere akıtmak…
Yolsuzluk ve rüşveti normal hâle getirmek; devlet ihalelerine hile katmak ve kendi payını alabileceği adamlara ihale ederek ihaleye fesat karıştırmak…
Devlet kademelerine kendi yandaşlarını doldurmak; liyakati gözetmemek ve işi ehline vermemek…
Yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak tarafgir bir yargı yaratmak ve emirle mahkeme kararları çıkarttırmak…
Ünlü İngiliz siyaset bilimcisi, düşünür ve politikacı Lord John Dalberg Acton’un tespitini hayata geçirmek:
“Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır”…
Mutlak yozlaşma sonucunda “amir-i mutlaklıktan kadir-i mutlaklığa” göz dikmek…
Sosyal adaleti ortadan kaldırarak sadece kendi yandaşlarını kayırmak…
Dış dünyayla, özellikle demokratik ülkelerle ilişkileri zayıflatmak; kuru kabadayılıkla ülke çıkarına zarar vermek. Coğrafi komşularla iyi geçinmemek ve ülkenin maddî ve manevî zarara uğramasına sebebiyet vermek!..
Siyasî muarızları üstünde devlet eliyle baskı kurmak, yargı yoluyla onları sindirmek…
Ve başka despotik kalemler…
Bütün bunlara rağmen, itiraz edildiğinde “Ben seçimle geldim. Demokratik yolla iktidarımı sürdürüyorum” der…
İşte ben buna “giydirilmiş demokrasi” diyorum…

Batılı’nın gözüyle demokrasi…
Geliniz bir bakalım ünlü Fransız filozof Alain Badiou kısaca ne diyor:
“Her geçen gün otoritesi sarsılsa da "demokrasi" kelimesinin günümüzde politik toplumun egemen bayrağı (amblème) olarak değerini koruduğuna şüphe yok. Bayrak dediğimiz şey, sembolik bir sistemin dokunulmazıdır. Siyasal toplum hakkında dilediğinizi söyleyebilir, karşısında eşi benzeri görülmemiş bir "eleştirel" hışım gösterebilir, "ekonomik dehşeti" lanetleyebilirsiniz, ama bütün bunları demokrasi adına (mesela: "Demokratik olduğunu iddia eden bir toplum bunu nasıl yapabilir?" türünden sözlerle) yaptınız mı, bağışlanırsınız. Zira neticede o toplumun bayrağı adına, dolayısıyla bizzat o toplum adına yargılamaya kalkışmışsınızdır onu. Hâlâ toplumun dışına çıkmamış, yurttaşı olarak kalmışsınızdır; kendisinin de diyeceği gibi, barbar değilsiniz ki canım, ece sizi bir sonraki seçimlerde demokratik olarak tayin edilmiş yerinize oturtmak da mümkün kuşkusuz. Bu nedenle ben şunu öne sürüyorum: Sırf toplumlarımızın gerçeğine değebilmek adına, a priori bir alıştırma olarak bu toplumların elinden bayraklarını almak gerek. İçinde yaşadığımız dünyanın hakikati olsa olsa "demokrasi" kelimesi bir yana bırakılarak, demokrat olmamayı ve dolayısıyla "herkes"in gözünde kötü olmayı göze alarak ortaya çıkarılabilir. Zira bizde "herkes" ancak bayraktan yola çıkılarak telaffuz edilebilir. Yani "herkes" demokrattır. Bayrak aksiyomu denilebilecek şey de budur işte.” (*)

Yine ünlü Fransız düşünür Daniel Bensaid ise şöyle diyor:
“Koşulların kamusal özgürlükleri birbirinden ayrılmaz gösterebileceği ve serbest teşebbüsün gitgide çözülmeye yüz tuttuğu bir anda bile, demokrasi o meşum ikizine galebe çalmışa benziyordu. "Muhteşem Otuzlar"da, parlamenter demokrasi ile "sosyal piyasa ekonomisi"nin düzensever liberal evliliği, 1848'den beri dünyaya musallat olan hayaletin dönüşünü engelleyerek müreffeh bir gelecek ve sınırsız ilerleme vaat eder gibiydi. Ama 1973-74 krizinden sonra, savaş sonrasının o büyük dalgasının geri dönmesiyle bazılarının Fordist (veya Keynesyen) uzlaşma dediği şeyin ve sosyal ("koruyucu") devletin temelleri sarsıldı. Bürokratik despotizm ve irreel sosyalizmin çözülmesinin ardından, "demokrasi" dediğimiz yüzer-gezer gösteren, muzaffer Batı'nın, galip ABD'nin, serbest piyasa ve dizginsiz rekabetin eşanlamlısı oluverdi birden. Tam o sıralarda sosyal sigortalara ve özlük haklarına yönelik sistemli bir saldırı, benzeri daha önce görülmemiş bir özelleştirme akını, kamusal alanı gitgide daraltıyordu. Yıllar önce Hannah Arendt'in ifade etmiş olduğu korku, yani çatışmalı çoğulluk anlamına gelen politikanın yerini eşyanın ve varlıkların tatsız tuzsuz ticari idaresine bıraktığını görme korkusu, böylece haklı çıkıyordu…” (**)
              
(*) (**) : Demokrasi Ne Âlemde, Metis Yayınları... Çeviri Savaş Kılıç