Ramazan ayı geldiğinde sıkça tekrar edilen bir cümle vardır:
“Açların hâlinden anlamak…”
Oysa mesele yalnızca aç kalmak değildir. Asıl mesele, başkasının açlığını fark edebilmektir. Oruç mideyi değil; vicdanı terbiye eder.
Oruç, zekât, fitre ve infak; bireysel ibadetler olmanın çok ötesinde, toplumsal vicdanımızın turnusol kâğıdıdır. Veriyoruz… Fakat kime veriyoruz, ne veriyoruz ve nasıl veriyoruz? İnfak rakamla değil; niyetle, adaletle ve hakkaniyetle anlam kazanır.
Bugün çarşıya, pazara çıkan herkes aynı gerçeği görüyor: Hayat pahalı, geçim zor. Ancak bu zorluğun en ağır yükünü çekenler, çalıştığı hâlde geçinemeyenlerdir. Çocuklarına mahcup olan babalar, mutfağında tencere kaynatmakta zorlanan anneler… Bu tablo bir tembellik meselesi değil; derinleşen bir geçim krizinin sonucudur.
Bir kilo etin 900 lirayı, bir litre benzinin 58 lirayı aştığı bir ülkede dar gelirli bir ailenin sofra kurması artık ciddi bir mücadeleye dönüşmüştür. Açıklanan fitre miktarı dahi temel ihtiyaçların ne denli pahalılaştığını göstermektedir. Derin yoksulluk artık istisna değil; sokağın gerçeğidir. Pazarlar toplandıktan sonra geride kalanları toplayan aileler bunun en acı göstergesidir. Üstelik bu insanlar çok uzakta değil; aynı mahallede, aynı sokakta, hatta aynı camidedir.
Ramazan bize önce yakınımızı görmeyi öğretir.
“Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözü bir temenni değil; açık bir sorumluluktur.
Elbette Gazze’yi, Yemen’i, Suriye’yi, Afrika’yı unutmayacağız. Ancak yanı başımızdaki yoksulluğu görmezden gelip sadece uzağa bakmak, vicdanımızı gerçekten rahatlatmaz.
Geçtiğimiz günlerde ziyaret ettiğim bir evde, aylarca kırmızı et alınamadığını öğrendim. Evin babası çalışıyor, helal rızık peşinde. Fakat kira, faturalar ve temel giderler sofrayı her geçen gün biraz daha küçültmüş. Çocuklar et yemeğini özlemiş. En acısı şu ki; bu ev, yardım kuruluşlarının hemen yanı başındaydı. Yoksulluk bazen gözümüzün önünde, sessizce büyür.
Ramazan; görmeyi, sormayı ve fark etmeyi öğretir. Yardım her zaman bir koli değildir. Hatırlanmak, unutulmadığını bilmek de başlı başına bir yardımdır. Asıl infak, muhatabının onurunu incitmeden yapılan infaktır.
Bu Ramazan’da duamız nettir:
Kalplerimiz körleşmesin.
Merhametimiz alışkanlığa dönüşmesin.
Yardımlarımız gösterişe kurban edilmesin.
Rabbimiz bizleri yeryüzünde ezilenlere umut olan kullarından eylesin. Kur’an bu sorumluluğu açıkça hatırlatır:
“Biz istiyoruz ki yeryüzünde ezilenlere lütufta bulunalım, onları önderler yapalım.”
(Kasas, 5)
Ve son söz:
On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif yaklaşırken, gıda fiyatlarıyla oynayanlar şunu bilmelidir:
Bu milletin sofrasına el uzatanın karşısında hükümet gerekli ve tavizsiz tedbirleri almakla yükümlüdür.
Vesselam.