Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne gerçekleştirdiğim, 20 gün süren ve 8 ili kapsayan seyahatimde boykot bilincinin ülkenin Batı bölgelerine kıyasla çok daha güçlü olduğunu gözlemledim. Özellikle direniş önderi Şeyh Said Hazretleri’nin hutbe irad ettiği Bingöl’ün Genç ilçesinde, Gazze direnişinin ruhunun adeta toplumsal dokunun her katmanına sirayet etmiş olduğunu hissettim. Halkın yaklaşık %90’ının boykota aktif biçimde katılım sağlaması, beni derinden etkileyen bir manzara ortaya koyuyordu. Bölgede boykot marketlerinin yaygınlığı ve işletmelerin bu hassasiyete titizlikle riayet etmesi, toplumsal bilinç ve kararlılığın somut bir göstergesiydi. Temennim, şehre dışarıdan gelenlerin de bu ortak duyarlılığa riayet etmeleridir.
Bu tabloyu, Batı bölgelerindeki muhafazakâr kesimlerin dahi yeterince duyarlılık göstermemesiyle karşılaştırdığımda, bende derin bir mahcubiyet duygusu oluştu. Zira boykot, yalnızca tüketim tercihine indirgenebilecek bir mesele değil; aynı zamanda siyasi, ahlaki ve vicdani bir duruştur. Halkın, günlük tüketim alışkanlıklarından alışveriş tercihlerine kadar bu bilinci hayatına dâhil etmiş olması, “küçük” görünen bireysel adımların nasıl güçlü bir direniş hattına dönüşebileceğinin en canlı örneğidir. Bu vesileyle bölge insanının samimi çabalarını anmak ve takdirle yad etmek bir vefa gereğidir.
Diğer yandan, "Gazze Ablukasını Kırma Platformu" bileşenlerinden biri olarak, uluslararası Necmettin Erbakan Özgürlük Filosu kapsamında yürütülen çalışmalara da değinmek gerekir. Türkiye’den birçok sivil toplum kuruluşu, Avrupa’dan kalkacak bu filoya destek vermekte ve gemilerin temini noktasında katkı sağlamaktadır. Avrupa merkezli girişimlerde en az 150 gemilik bir filo hedeflenirken, Türkiye’den yaklaşık 40 gemilik destek sağlanmıştır. Gazze ile ticaretin ve enerji akışının hâlâ sürdüğü bir dönemde dahi bu ölçekte bir dayanışma girişiminin ortaya çıkması, halkların —özellikle de Türkiye halkının— Filistin davasına olan derin bağlılığını ortaya koymaktadır.
Aslında bu manzara, sadece yüz gemi değil, yüz bin gemi çıkarabilecek kadar vicdanlı ve duyarlı bir halkın varlığına işaret etmektedir. Vicdan gemileri, tıpkı Nuh’un Gemisi misali, zulme karşı bir umut ve insanlığın onurunu taşıyan sembolik birer kurtuluş aracıdır.
Filistin halkıyla dayanışma, yalnızca bir vicdan meselesi değil; aynı zamanda ümmetin ortak sorumluluğudur. Aksi takdirde Gazze’nin düşmesi, Kudüs ve Batı Şeria’nın kaybına ve Siyonist rejimin doğrudan sınırlarımıza komşu hale gelmesine yol açacaktır. Bu rejim yalnızca işgal ettiği toprakları değil, bütün bölgeyi tehdit etmektedir. Dolayısıyla bu “kanser mikrobu” mutlaka sökülüp atılmalıdır. Bunun yegâne yolu ise İslam kardeşliğini, birlik ve beraberliği yeniden tesis etmektir.
Son olarak, Avrupalı vicdan sahibi insanların Gazze için sergiledikleri özverili çabalar da bizler için ilham verici olmalıdır. Onların fedakârlığı karşısında hürmetle selam durmak0 gerekir. Cenab-ı Hak bizlere, en kısa zamanda özgür Kudüs’te mazlum Filistin halkıyla birlikte saf tutarak namaz kılmayı nasip etsin.
Vesselam