Mesele, bu zevatın Hz. Hüseyin algısından kaynaklanıyor. Bunların Hz. Hüseyin’i ile Şia’nın(*) Hz. Hüseyin’i maalesef aynı değil.
Bunların Hz. Hüseyin’i henüz buluğa ermemiş, secdede dedesinin(sas) sırtına çıkan O’nun da düşmemesi için secdesini uzattığı, ağladığında minberden inip gözyaşlarını sildiği ‘çocuk’. O (sas) nasıl O’nu(ra) sevmişse bu zevatta öyle sever. Onların Hz. Hüseyin’i hiç büyümemiş hep çocuk kalmıştır. Sırf dedesi sevdiği için sevilmeye fazlasıyla layıktır. Başka da sevilmeye değer bir icraatı, meziyeti yoktur. Ama dedesinin hatırına ne kadar çok sevilse azdır!
Ama Şia’nın Hz. Hüseyin’i büyümüştür. Dedesinin davasını babasından miras almış bir dava adamıdır. Çocukları, bacı ve kardeşleri ile dedesinin davasını sürdürmeye çalışan bu uğurda bütün ailesini feda eden bir şahsiyettir. Kerbela meydanında: “Kanımla yükselecekse ceddim Muhammedin dini, Ey kılıçlar doğrayın beni alın bedeni mi?” diyen Hz. Hüseyin (ra) bu zevata göre: “Devlete başkaldırmış, büyük sözü dinlememiş, Kufe’lilere aldanmış, kendisini ve ailesini şimdiki Hamas, Hizbullah, Ensarullah ve İran gibi tehlikeye atmış, olayları reelpolik değerlendiremeyen biridir. Bu hatalı(!) duruşu, dedesinin hatırına hoş görülse de yüceltilecek bir tarafı yoktur. Babası ve kendisi kazansaydı Emeviler devleti olmayacak sınırlar üç kıtaya ulaşamayacaktı. İyi ki de kaybettiler.”