Dünya artık diplomatik nezaket döneminden çıkıp “kontrollü temas” dönemine girmiş durumda.
Dikkat edin…
Aynı masada oturuyorlar.
Aynı kameraya gülümsüyorlar.
Aynı anlaşmaları imzalıyorlar.
Ama uçağa binmeden önce birbirlerinin verdiği kalemleri, telefonları, rozetleri, cihazları çöpe atıyorlar.
Bu sıradan bir güvenlik prosedürü değildir.
Bu, süper güçlerin birbirine artık “potansiyel tehdit” gözüyle baktığının açık ilanıdır.
Amerika’nın Çin’e karşı aldığı bu tavır aslında modern dünyanın en sert gerçeğini ortaya koyuyor:
Devletler arasında dostluk yoktur.
Çıkar vardır.
Güç vardır.
Ve güvenlik paranoyası vardır.
Bugün ABD, Çin’den gelen bir yaka kartına bile şüpheyle bakıyorsa…
Bu, teknolojinin artık sadece teknoloji olmadığını gösterir.
Telefon artık telefon değil.
Bir istihbarat aracı olabilir.
Bir çip artık sadece çip değil.
Bir egemenlik meselesidir.
Bir yazılım artık sadece yazılım değil.
Bir ülkenin geleceğine sızma kapısı olabilir.
İşte dünya tam olarak bu noktaya geldi.
Ve asıl ibretlik soru şudur:
Amerika kendi müttefikine bile yüzde yüz güvenmezken…
Bazı Afrika ülkeleri neden önüne gelen her yabancı yapıya, şirkete, vakfa, projeye ve sisteme sorgusuz teslim oluyor?
Neden bazı devletler kendi verisini, limanını, madenini, iletişim altyapısını ve hatta karar mekanizmalarını yabancı güçlerin kontrolüne bu kadar rahat açabiliyor?
Egemenlik sadece bayrak sallamak değildir.
Egemenlik;
Verini korumaktır.
Toprağını korumaktır.
Sistemi korumaktır.
Hukuku korumaktır.
Ekonomik bağımsızlığı korumaktır.
Bugün dünya “açık işgal” döneminden çıkıp “dijital nüfuz ve stratejik bağımlılık” dönemine girmiştir.
Artık ülkeler tanklarla değil;
Borçla,
Teknolojiyle,
Veriyle,
Yapay zekâyla,
Altyapıyla,
Ve ekonomik bağımlılıkla kontrol altına alınmaya çalışılıyor.
Bu yüzden Afrika’nın artık saf romantizmi bırakıp akıllı devlet refleksi geliştirmesi gerekiyor.
Her yatırım dostluk değildir.
Her yardım masum değildir.
Her ortaklık eşit değildir.
Ve en önemlisi:
Kendi çıkarını korumayan devletleri kimse gelip korumaz.