Rus Senatör Alexey Pushkov’un TASS’a verdiği bu açıklama, sıradan bir yorum değil.
Bu, çok net bir jeopolitik tespittir.
Çünkü bugün dünya şunu görüyor:
ABD ve İsrail, İran’ın nükleer programını yok etmek istedi.
Ama attıkları her adım, İran’ı nükleer silaha daha fazla yaklaştırdı.
Bu çok önemli.
Çünkü yıllardır İran’a karşı kurulan denklem şuydu:
“Baskı kurarsak geri adım atar.”
“Ambargo uygularsak çöker.”
“Saldırırsak teslim olur.”
“Yalnızlaştırırsak zayıflar.”
Peki sonuç ne oldu?
İran teslim olmadı.
İran dağılmadı.
İran çökmedi.
Tam tersine;
Füze teknolojisini geliştirdi,
Zenginleştirilmiş uranyum stoklarını artırdı,
Bölgesel direncini büyüttü,
Hürmüz Boğazı üzerindeki stratejik etkisini korudu,
Ve en önemlisi…
Amerikan gücünün her şeye yetmediğini tüm dünyaya gösterdi.
Yani mesele artık sadece İran değil.
Mesele, Amerikan “yenilmezlik” efsanesinin çatlamasıdır.
Pushkov’un söylediği şey tam olarak budur:
“Amerikan hiper gücü, İran’ın direnç kapasitesini aşamadı.”
Bu cümle sıradan değil.
Bu, 21. yüzyılın güç dengelerine dair çok ağır bir cümledir.
Çünkü eğer İran bu krizi aşarsa, ortaya çıkacak tablo şu olabilir:
İran nükleer caydırıcılığa daha fazla yaklaşır,
Hürmüz üzerindeki jeostratejik baskısını kalıcılaştırır,
Enerji kartını daha sert oynar,
Rusya-Çin ekseniyle daha derin entegre olur,
Ve Batı’nın istemediği şekilde “yeni çok kutuplu düzenin zorunlu aktörlerinden biri” haline gelir.
Yani ABD ve İsrail ne yaptı?
İran’ı zayıflatmak isterken,
İran’ın eline meşruiyet, direnç, stratejik derinlik ve nükleer motivasyon verdi.
Bu, askeri başarı değil.
Bu, uzun vadeli stratejik hata olabilir.
BENİM NET DEĞERLENDİRMEM:
Eğer bir devletin nükleer programa yönelmesini gerçekten engellemek istiyorsanız,
ona sürekli saldırmazsınız.
Onu kuşatmazsınız.
Onu rejim değişikliği tehdidiyle boğmazsınız.
Çünkü böyle yaptığınızda o devlet şu sonuca varır:
“Benim güvenliğimi ancak daha sert caydırıcılık korur.”
İran tam olarak bu noktaya itiliyor.
Yani bugün dünya şunu konuşmalı:
İran nükleer silah ister mi?
Belki.
Ama daha önemli soru şu:
İran’ı bu noktaya kim itti?
Cevap net:
ABD-İsrail saldırganlığı, baskı siyaseti ve rejim güvenliğini hedef alan stratejiler.