Kardeşlikten Stratejik Ortaklığa (Şuşa Beyannamesi)

Ziya Zakir Acar 10.7.2021 15:50:00
Selam desem, rüzgâr alıp götürse,
Ağrı dağdan Alagöz’e ötürse,
Kür sesimi gök Hazer’e yetirse,
Hazer coşup dalgalanıp dursa oy!…

Haber alsam Muğan’ımdan, Mil’imden,
Nazlı Baküm, o neft kokan gülümden,
Kim demiş ki, düşmüş adı dilimden…
Azerbaycan, benim eşsiz yurdum oy!..
Ölmez aşkım, İçimdeki sevgim oy!.. (E.Y.)

    Şairin dediği gibi içimizdeki Azerbaycan sevgisi kelimelerle ifade edilemez. Gün geçtikçe Büyüyen, Kafkasların Parlayan Yıldızı olan Can Azerbaycan’ın büyük işlere imza atması, aynı zamanda Türk Dünyasının merkezi umudu olan Türkiye’mizin, güçlü duruşu, “Bir Millet, İki Devlet” kavramında birleşmesi...
Teşekkürler Sayın Cumhurbaşkanım Recep Tayyip ERDOĞAN, Teşekkürler Sayın Cumhurbaşkanım İlham ALİYEV…

15 Haziran 2021 tarihinde Azerbaycan’ın Şuşa şehrinde, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında ŞUŞA BEYANNAMESİ” imzalandı

Azerbaycan-Türkiye ilişkileri her zaman çok-boyutluluğu, derinliği ve potansiyeli itibarıyla hem Türkiye’nin hem de Azerbaycan’ın diğer ülkelerle olan ilişkileriyle kıyaslanamayacak kadar özel bir niteliğe sahip olmuştur.


Can Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde genellikle tarihsel, kültürel, toplumsal ve diğer faktörler ön planda olmuştur.  Ancak Türkiye’nin özellikle son 15 yılda gerçekleştirdiği; askeri açıdan dışa bağımlılığın azaltılması, savunma sanayisindeki ciddi atılım, bölgesel ve küresel açıdan daha aktif dış politikanın tercih edilmesi gibi atılımlar ve Azerbaycan’ın denge politikası çerçevesinde benzer bir stratejiyi uygulamaya çalışması ikili askeri ilişkilerin niteliğini daha da derinleştirdi. 

Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net olarak ortaya koymakta. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu.

24 Ocak 1992 tarihli Dostluk ve İşbirliği Anlaşması, 2 Kasım 1992 tarihli İşbirliği ve Dayanışma Anlaşması, 9 Şubat 1994 tarihli Dostluğun ve Çok Yönlü İşbirliğinin Geliştirilmesine İlişkin Anlaşma, 5 Mayıs 1997 tarihli Stratejik Ortaklığın Derinleştirilmesine İlişkin Deklarasyon ve diğer önemli belgelerin imzalanmasıyla önemli bir altyapıya sahip olan ilişkiler oluşmuştur.

16 Ağustos 2010’da Stratejik Ortaklık ve Karşılıklı Yardım Anlaşması imzalanması ve 15 Eylül 2010’da iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasıyla farklı bir boyuta taşındı.

Hukuki altyapı çerçevesinde geliştirilen stratejik ortaklık, ayrıca her iki ülkenin aktif bir dış politika izlemesi, özellikle Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarma konusundaki kararlılığı, Türkiye’nin giderek etkisini daha çok hissettiren bir güç haline gelmiştir.
Ciddi maliyetine rağmen hem bir zorunluluktan hem de bir hedeften kaynaklanan birden çok noktadaki (bilhassa Suriye, Libya ve Ukrayna) aktif tavırları 44 günlük savaşta zaferi getirdi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olarak Ermenistan işgalinden kurtarılmış Şuşa’yı ziyaret etmesi, Azerbaycan’ın bağımsızlığına, sınır ve toprak bütünlüğüne verilen güçlü ve kararlı desteği yansıtırken,
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi’nin imzalanması iki kardeş ülke ilişkilerini yeni bir boyuta taşıdı. 

Beyanname askeri, savunma sanayi teknolojileri, enerji, taşımacılık, ekonomik ve insani ilişkilere kadar pek çok alanda iki kardeş devlet arasındaki ilişkilerin geleceğine yönelik yol haritası sunuyor.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev bu beyannamenin önemine, 44 günlük Vatan Savaşı’nda “Türkiye’nin desteği olmasaydı müdahale etmek isteyen çok olurdu” sözünü ifade etmiştir. Dolayısıyla “Şuşa Beyannamesi” her iki devlete askeri olarak birbirlerini destekleme yükümlülüğü vermektedir.

Devletlerarası ilişkilerde müttefiklik ilişkileri hakkında beyannamelerin imzalanması çok önemlidir. Fakat söz konusu beyannamenin iki kardeş devlet arasında imzalanmış olması anlaşma metni iki ülkenin kamuoyu açısından daha da mühim kılıyor. Bu anlamda müttefiklik sadece devletlerarasında değil, halklar arasında da tesis edilebilir. Nitekim iki devletin halklarının da büyük bir çoğunlukla bu müttefiklik ilişkisini kabul ettiği ve saygı duyduğu, hatta bunu talep ettiği ve onayladığı, bu sayede ittifak ilişkisinin kalıcı olduğu görülüyor.

Beyannamenin Kars Anlaşması’nın 100. yıldönümünde imzalanması ve Kars Anlaşması’na atıf yapılması da oldukça önemli. Şuşa Beyannamesi 1921 yılında imzalanan ve Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin temel anlaşmalarından biri olan Kars Anlaşması ile kıyaslanıyor.
Beyannameyi önemli kılan başka bir husus ise, “Azerbaycan’ın yanı sıra Türkiye-Azerbaycan ilişkileri ve Türk dünyası için de önemli olan Şuşa kentinde imzalanmış olmasıdır.” Şuşa stratejik açıdan kritik önem taşıyor ve burayı kontrol eden Karabağ’ı kontrol etme gücünü elde ediyor. Beyannamenin dibacesinde iki lider arasındaki görüşmenin “Azerbaycan’ın ve bir bütün olarak Türk dünyasının eski kültür beşiği Şuşa kentinde yapılmasının tarihi önemine vurgu yapılması ve Türkiye’nin Şuşa’da konsolosluk açma kararını duyurması, bu bölgenin Ankara nezdinde taşıdığı önemi de açıkça ortaya koyuyor.

İkili ilişkiler açısından en dikkat çeken konulardan biri savunma sanayii teknolojileri alanda işbirliğinin artmasıdır. Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Azerbaycan’la teknoloji paylaşımı ve ürünlerin Azerbaycan’da ortak üretilmesi için fabrika kurulacak” dedi. Yani Azerbaycan bu projenin gerçekleşmesi ile askeri teknoloji ithal eden bir devletten üretim merkezine dönüşecek.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev bu beyannamenin önemini anlamak için ismindeki “müttefiklik” ifadesine dikkat çekti. Uluslararası ilişkilerde müttefiklik savaş durumunda iki veya daha çok devlet arasında imzalanan resmi savunma anlaşmasıdır. Doğası itibarıyla bu tür anlaşmalar savunma özelliklidir ve taraflardan birinin üçüncü bir devlet veya koalisyonun saldırısına uğraması halinde imzacı devletlere güçlerini birleştirme sorumluluğu yükler. Şuşa Beyannamesi’nde bu konu şöyle ifade ediliyor:

“Taraflardan herhangi birinin kanaatine göre onun bağımsızlığına, egemenliğine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliğine karşı üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleştirildiğinde taraflar ortak istişareler yapacak ve bu tehdit veya saldırının önlenmesi amacıyla BM Şartı’nın amaç ve ilkelerine uygun girişimlerde bulunacak, birbirine BM Şartı’na uygun şekilde gerekli yardımı yapacaklardır.

 Bu yardımın kapsam ve biçimi ivedi yapılan görüşmeler yoluyla belirlenerek ortak tedbirler alınması için savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına karar verilecek ve Silahlı Kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti sağlanacaktır.”
Ulusal çıkarlarını ilgilendiren bölgesel ve küresel konuları görüşmek üzere taraflar, güvenlik konseyleri düzeyinde ortak toplantılar yapılmasını kararlaştırdılar ki bu adım ilişkilerin bir üst düzeye çıkarılması anlamına geliyor. Şöyle ki; özellikle bölgesel ve küresel düzeyde çıkarları ilgilendiren konular 2007’den itibaren Yüksek Düzeyli Askeri Konsey’de konuşulmaktaydı ve bu konseylere savunma bakan yardımcıları başkanlık ediyordu. Şimdi ise bu, devlet başkanlarının yönettiği güvenlik konseyi ortak toplantıları düzeyine yükseltildi.
Azerbaycan-Türkiye arasında İkili ilişkiler açısından en dikkat çeken konulardan biri savunma sanayii teknolojileri alanda işbirliğinin artmasıdır. Bu konuda Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Azerbaycan’la teknoloji paylaşımı ve ürünlerin Azerbaycan’da ortak üretilmesi için fabrika kurulacak” söyleminde bulundu. Yani Azerbaycan bu projenin gerçekleşmesi ile askeri teknoloji ithal eden bir devletten üretim merkezine dönüşecek.

Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’in ise daha önce yapmış olduğu “Azerbaycan küçük bir Türk ordusu modelini yaratacaktır” açıklaması beyannamede atılan imzayla resmileşmiş oldu. Taraflar iki kardeş ülke silahlı kuvvetlerinin çağın gereklerine uygun olarak yeniden yapılandırılması ve modernizasyonuna yönelik ortak çaba göstermeye devam etme kararı aldı. Bunun da ötesinde askeri alanda işbirliğine yeni bir boyut katarak diğer dost ülkelerle ortak tatbikatlar yapılmasını da kararlaştırmış oldular.

İki ülkenin bölgedeki işbirliği açısından gündemde tuttuğu önemli konulardan biri de taşımacılık koridoru. İkili işbirliği sonucu yapımı tamamlanan Bakü-Tiflis-Kars ve Iğdır’ın tamamlanması bölgede yeni işbirliği imkânları ortaya çıkardı. Orta Asya-Azerbaycan-Türkiye arasında gerçekleştirilmekte olan ve Türk Konseyi tarafından desteklenen Orta Koridor da Şuşa Beyannamesi’nde yer aldı. Bunun dışında İkinci Karabağ Savaşı’nın ardından iki kardeş ülke arasında yeni bir koridor imkânı ortaya çıktı. Azerbaycan ve Türkiye’yi birleştirecek Zengezur Koridoru’nun önemine vurgu yapılarak aslında bu politikaların uzun dönemli olduğu gösterildi.

Ekonomik alanda 1 Mart itibarıyla tercihli ticaret anlaşmasını yürürlüğe koyan taraflar bu beyanname ile serbest ticaret anlaşması yönünde de bir adım atmış oldular. Beyannamede bu hususta, Türkiye ve Azerbaycan ürünlerinin serbest dolaşımının sağlanması için gerekli mekanizmaların oluşturulması yönünde adımlar atılması kararlaştırıldı. 1 Nisan tarihi itibarıyla taraflar arasında vatandaşların kimlikle seyahati de başlamıştı. Bu beyanname ile vatandaşların karşılıklı olarak ülkelerinde ikamet mekanizmalarının kolaylaştırılması da kararlaştırıldı.
Türk Konseyi’nin kurucu ülkeleri ve lokomotifleri olan Azerbaycan ve Türkiye müttefiklik beyannamesinde Türk dünyası ile işbirliğine önem verdiklerini özellikle vurgulamak gereği duymuştur. Bölgedeki diğer örgütlere ve uluslararası platformlara değil, Türk Konseyi’ne vurgu yapılması, Konsey’in iki devletin bölgesel politikaları açısından taşıdığı önemi gösteriyor.

Azerbaycan ve Türkiye, İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra yeni bir jeopolitik gerçeklik oluşturmayı başarmıştı. Bu jeopolitik gerçekliği yeni işbirliği önerileri ile de destekleyerek geleceğe taşımak istemekteler. Her iki devletin bölgede gerçekleştirdiği enerji ve taşımacılık projeleri jeopolitik dengenin onların lehine değişmesine neden olduğu için bu alanda deneyime sahipler. Silahlanmadan ve bölgesel çatışmadan kaçınan her iki devlet, işbirliği ve proje odaklı çalışmaların bölgesel güç projeksiyonlarda öne çıktığını düşünüyor. Bölgesel işbirliği aynı zamanda bölgesel istikrar, ekonomik kalkınma ve refaha hizmet eder; bir nevi kazan-kazan durumu yaratır. Bu nedenle müttefiklik beyannamesinde bölgesel işbirliği önerileri de yapıldı. Taraflar Azerbaycan’ın işgalden kurtarılan topraklarında Türkiye-Rusya Ortak Merkezi’nin faaliyetlerine Türkiye’nin katkılarının bölgedeki barış, istikrar ve refahın sağlanmasında önemli rol oynadığına vurgu yaparak bu konuda Rusya ile işbirliğinin önemini hatırlatmış oldular.

Müttefik devletler için bölgesel işbirliğinin önemini hem liderlerin açıklamalarında, hem de beyannamenin içeriğinde görmek mümkün. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu anlamda Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak önerisi olan bölgesel altılı işbirliği platformunu tekrar gündeme getirdi ve hatta Ermenistan’ın olumlu davranması halinde diplomatik ilişkilerin kurulması ve sınırların açılması konusunda geleceğe ilişkin olumlu mesajlar verdi. Beyannamede yer alan “Taraflar, Kafkasya bölgesinde istikrar ve güvenliğin pekiştirilmesi, ekonomi ve ulaştırma alanındaki tüm bağların yeniden sağlanması, ayrıca bölge devletleri arasındaki ilişkilerin normale dönüştürülmesi ve uzun vadeli barışın sağlanması yönündeki çabalarını sürdüreceklerdir” ifadeleri de tarafların bölgesel işbirliğine açık olduğunu vurgulamış oldu.
Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “ilişkilerimizin geleceği açısından bir yol haritası” diye nitelediği bu beyanname, iki devletin özellikle imkân ve kabiliyetlerini her alanda birleştirerek İkinci Karabağ Savaş’ı sonrasında da etkinliklerini devam ettirme çabalarının devamı mahiyetinde. Şuşa Beyannamesi’ne kadar taraflar arasında imzalanan beyannameleri incelediğimiz zaman ortaya koyulan hedeflerin gerçekleştiği söylenebilir. Bu anlamda Şuşa Beyannamesi’ndeki hedeflerin de zamanla gerçekleşeceği öngörülebilir. Müttefik devletler bölgesel işbirliğine açık olduklarını fakat aynı zamanda tehditleri de cevapsız bırakmayacaklarını açıkça ortaya koymuş oldular. Bu anlamda bölgesel etkinliğin artırılması için de ortak hareket edeceklerini açıkladılar.
Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın 15-16-2021 tarihli Azerbaycan ziyareti ve ziyaret çerçevesinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile birlikte Şuşa’ya giderek burada tarihi bir belgeyi tam adıyla, “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi”ni imzalamaları öncelikle sembolik bir anlam taşıyor. Azerbaycan-Türkiye kardeşliğinin ve stratejik ortaklığının, Azerbaycan’ın topraklarını Ermenistan işgalinden kurtarırken verilen manevi, siyasi, teknik ve daha birçok desteğin artarak devam edeceğinin, özellikle sürecin geri döndürülmesine müsaade edilmeyeceğinin sembolü olarak bu beyanname çok önem arz etmektedir.
Şuşa Beyannamesinde Kafkasya çerçevesinde bölgeye yönelik değerlendirmelerin yanı sıra Türk dünyası ifadesi altı yerde vurgulandı. Şuşa Türk dünyasının tarihi-kültür beşiği olarak tanımlandı. Türk dünyasının gelişimine yönelik karşılıklı faaliyetlerin bölgesel ve uluslararası düzeyde ileriye götürülmesi için çabaların birleştirilecektir.
Türk kültür mirasının uluslararası düzeyde tanıtımı ve teşviki alanında çabaların artırılacaktır.  Türk dayanışmasının daha da pekiştirilmesi amacıyla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi), Uluslararası Türk Akademisi, Türk Kültür ve Mirası Vakfı, Uluslararası Türk Kültürü Teşkilatı (TÜRKSOY) ve Türk Dili Konuşan Ülkeler Parlamenter Asamblesi çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetlere ivme kazandırılması öncelikli hedefler arasında sıralandı.
Belgede Zengezur koridoruna ayrıca değinilerek -Şuşa Beyannamesi bu açıdan da bir ilk olmaktadır. koridorun açılması hem Türkiye ile Azerbaycan arasında hem de genel olarak bölgesel iş birliği açıdan stratejik önemde değerlendirildi.
Şuşa Beyannamesinin ismi, içeriği ve imzalandığı yer onun niteliğini ve doğuracağı sonuçları çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Türkiye ve Azerbaycan ilk defa isminde “müttefiklik” geçen bir belge imzalamış oldu. 2010 yılında imzalanan anlaşma ve konseyin kurulması ile atılan adımlarla stratejik ortaklık düzeyine yükseltilen ilişkiler bu kez müttefiklik düzeyine taşınmış oldu. Bu, her iki ülke kamuoylarının uzun zamandır arzusuydu ancak dış etkenler nedeniyle gerçekleştirilmesinin kolay olmadığı kabul edilmekteydi.
Belgenin konu bazında (ikili ilişkilere dair her alanı, özellikle de askeri ilişkileri çok net bir biçimde düzenlemiş olması) ve coğrafi (Karabağ sorunundan başlayarak Kafkasya’yı ve Türk dünyasını kapsaması, geniş anlamda bölgesel ve küresel vurgular içermesi) açıdan geniş olması da çok önemli. Müttefikliğin sadece dar çerçevede tanımlanmayarak geniş anlamda bölgeyi kapsaması, özellikle Türk dünyası vurgusu beyannamenin geleceğe de ışık tutan bir istikamet…
Tarafların, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki siyasi ve askeri işbirliğinin üçüncü devletlere karşı olmadığını ifade etmeleri diğer bazı ülkeler arasında imzalanmış belgelerdeki sıradan ifadeler gibi görünse de sürekli bölgesel iş birliğini derinleştirmeye yönelik söylem, proje ve planlar ortaya konulması Türkiye ile Azerbaycan’ın bu konulardaki samimiyetini gösteriyor.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Müttefiklik İlişkileri Hakkında Şuşa Beyannamesi, ikili ilişkileri yeni bir aşamaya taşımakla beraber, öncelikle Karabağ sorunu açısından 44 günlük savaş öncesine geri dönme çabalarına ve genel olarak bölgede yeni bir saldırganlığa izin verilmeyeceğinin, ayrıca bölgesel iş birliğinin ve Türk dünyasında entegrasyonun derinleştirileceğinin garantisidir.


Ziya Zakir ACAR
 Uluslararası Karabağ Formu Türkiye Temsilcisi