Sahte Islah Ediciler ve Hak Yolda Sebat Edenler

Ali Kıran 1.6.2021 09:02:16
Allah’ın adıyla

Kur’an-ı Kerim’de Bakara suresi 11. Ayette şöyle buyruluyor: 

“Onlara “Yeryüzünde düzeni bozmayın” denildiğinde, “Hayır, biz yalnızca ıslah edenleriz” derler.”

İnsan, çok garip bir varlık… Bünyesinde Ali Şeriati’nin deyimiyle çamur ve ruhu birlikte taşır. Çamur, ayaklar altında çiğnenecek kadar aşağılık, ruh ise “ilahi”dir. (Secde :9, Hicr:29) İşte insan bu iki kutup arasında yaptığı seçimle yaşantısına devam etmekte… Ama bu yaptığı seçim sadece kendisini değil, bütün dünyayı da etkilemektedir… İnsanlık tarihi boyunca, ne yazık ki genellikle çamur boyutunu tercih edenler güç ve iktidarı elinde tutmuş, ya da güç ve iktidarı ele geçirenler, bir süre sonra bunun büyüsüne kapılarak, çamur boyutuna yönelmişlerdir. Peygamberler ise sürekli insana ruh boyutunu hatırlatmış, güç ve iktidarın büyüsüyle yoldan sapanlarla mücadele etmişlerdir.

Bu güç ve iktidar sahipleri, yaptıkları alçaklıklara hep birer kılıf bulmada mahir olmuşlardır. Yaptıkları her zulmü, her adaletsizliği “insanlığın yararına” kılıfıyla pazarlamışlardır. Yani Kur’an’ın deyimiyle “Yeryüzünde fesat çıkarmayın, adaleti gözetin, zulmetmeyin” diye uyarıldıklarında, “biz insanlığın hayrına işler yapıyoruz, ıslah ediyor ve düzen veriyoruz” demişlerdir… Ve ne yazık ki, bunların bu yaldızlı, cafcaflı söz ve davranışlarının cazibesi, birçok insanı cezp etmiş, onların tuzağına düşmelerine sebep olmuştur.

İsrail, Ramazan ayının son haftasında başlattığı ve Gazze saldırısıyla tırmandırdığı katliamda yüzlerce masum sivil katletmiş, ki bunların önemli bir kısmı çocuklardan oluşuyor, hiçbir hukuka sığmayan saldırıları on iki gün sürdürmüş, direnişin yiğitlerinin verdikleri karşılık sonucu bu saldırı mecburen durdurmak ve ateşkes istemek zorunda kalmıştı…

İsrail’in bu katliamlarına karşı, öldürdüğü onca çocuk, sivil ortadayken, ABD ve AB ülkeleri, hiç utanmadan, yüksünmeden, tereddüt dahi etmeden İsrail’in yanında durmuş ve “İsrail’in kendini savunma hakkından” dem vurmuşlardır. Tam bir Kur’an’da söz edilen “biz ıslah edicileriz” tavrı… 

Peki, Kur’an’a iman eden, onun ayetlerini kabul eden Müslüman ülkeler ne yaptılar? Bu “biz ıslah edicileriz” korosuna sessiz kalarak onaylamaktan, ya da sadece “kınamaktan”  başka?...

O halde, güç ve iktidar, mutlaka gerçek ıslah edicilerin, gerçek adalet sevdalılarının eline geçmeli, ama bu iktidarın sonra “güç zehirlenmesi” yaşanarak tekrar “çamur” boyutuna yönelmesi engellenmelidir.

Bu sahte “Islah edicilerin” en büyük silahı, insanlara doğruyu yalan, yalanı doğru olarak göstermesidir. Düşmanı dost, dostu düşman olarak gösterip, sahte dostluklarına aldananları sömürmekte de pek mahirdirler… O yüzden “basın” denilen araç, bütün zamanların en etkili silahı olagelmiştir. Her sorumluluk hisseden insan, bu “basın yalanları ile” mücadele etmek, gerçeği ve yalanı tanıyıp ifşa etmek ve dost ile düşmanı tanıyıp tanıtmak zorundadır. Elbette her şeyden önce “sorumluluk” hissetmek gerek… “Bana ne”ci tavır, sadece düşmana yarar… 

Ve hepsinden önemlisi, insandaki iki boyut arasında “ilahi ruh” kutbuna doğru, her ne bedeli olursa olsun seyretmeli insan… Bu da, bencillikten sıyrılıp paylaşımcı, fedakâr olmakla ve ahlaki meziyetlere bürünmekle olur. 

Bakınız, Filistin, İsrail saldırılarına maruz kalırken, kendisi de yıllardır bu sahte ıslah edicilerden olan Suudilerin ve destekçilerinin en acımasız ambargo ve saldırılarına maruz kalan, açlık nedeniyle çocukların öldüğü Yemen’den “ekmeğimizi bölüşürüz” nidası yükseldi. Sadece “kınamak” ile bu hayasız İsrail saldırılarına göz yuman, kulak tıkayan ülkelere ne de büyük bir “insanlık” dersi değil mi?

Ve yine, kendisi 40 yıldır bu sahte “Islah Edicilerin” ambargosu altında iken, bu ambargonun getirdiği bin bir sıkıntıyla boğuşurken, zalim ve Gasıp Siyonist rejimin karşısında savunmasız kalmasınlar diye Filistin’i silah ve mühimmat ile donatan İran’ın tavrı… Ki, bu silahlar, İsrail balonunu bir kere daha patlatıyor, ve demir kubbeyi kevgire çevirerek, İsrail’in bu  hayasız saldırısını on ikinci gününde durduruyordu. Artık İsrail’in o kibri, o kabadayılığı yerlerde sürünüyor elhamdulillah.

İşte bu zulümlere karşı “ne yapabiliriz?” sorusuna Yemen ve İran’ın pratikte ortaya koyduğu tavır her halde en net cevap olmuştur…

Yine Kur’an-ı Kerim’den bir örnekle bitirelim. Bakara suresinde Talut ve Calut kıssası vardır. Calut adlı zorba ve zalim hükümdara karşı çıkan Talut’un yönetimindeki Hak ordusu, birkaç defa sınanıyor, bu sınamalar karşısında her defasında sayıları iyice azalıyor, ama sebat edenler inanç ve kararlılıkla direniyor ve Allah zafer bahşediyor: 

Ve Tâlût ordusuyla yola koyulduğunda dedi ki: “Allah sizi şimdi bir nehirle imtihan edecek, ondan içen benden değildir, ama onu tatmayan bendendir, ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affedilmiş olacaktır.” İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan doya doya içtiler. Nihayet Tâlût ve kendisiyle beraber inananlar ırmağı geçince dediler ki: “Câlût ve kuvvetlerine karşı koyacak bugün hiç gücümüz yok.” Ama kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler: “Sayıca az nice topluluklar var ki; Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir. Zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir” diye cevap verdiler. (Bakara :249)

Ve bu sayıca çok Calut’un ordusuna karşı, sayıca az, ancak inanmış ve direnç dolu Talut ordusu şöyle dua ediyor:

'Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır, adımlarımızı sabit kıl (kaydırma) ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.' (Bakara:250)

Evet zafer, Allah’ın izniyle sabredenlerin ve ayağı kaymayanlarındır. Ve  İnşaallah İsrail’in yıkılışı direnişin eliyle olacaktır. Allah direncimizi ve sabrımızı artırsın ve o günü görmeyi nasip etsin…