Türkiye’de Epstein Gölgesinde Kayıp Bebekler

Epstein’in istismar ağına dair iddialar, Türkiye’de kaybolan ve istismara uğradığı öne sürülen çocuklarla olası bağlantılar konusunda soru işaretleri yarattı.


7.02.2026 21:41:30   Güncel


Epstein'in istismar ve suç ağından saçılıp dökülen karanlığın gölgesi, ülkemizde ortadan kaybolan, "bebek ticareti" adı altında verilen, istismara uğrayan çocukların üzerine düşüyor. Bu ağ birbiriyle bağlantılı mı, iddiaların ne kadarı doğru henüz bilemiyoruz ancak tüm bu pisliğin mutlaka soruşturulması gerekliliği ortada.

Sol’un haberine göre; ABD'de Adalet Bakanlığı'nın Jeffrey Epstein'le ilgili görmemizi istediği kadarıyla paylaştığı dosyalar günlerdir dünya gündeminin orta yerine kuruldu.

Paylaşıldığı kadarından saçılan karanlık hepimizi dehşete düşürmeye devam ediyor.

Cinsel istismar ve fuhuş ağı kurma suçlarından hüküm giymiş Epstein'in patronlardan, siyasilere, bürokratlardan ünlülere ve hatta "aydınlara" kadar uzanan bir çepere hakim olduğu anlaşıldı. İsrail istihbaratıyla işbirliği halinde siyasi operasyonların parçası olduğu ve kurduğu şebekeyi de bu amaç için kullandığı anlaşılan bu ismin Türkiye'de kaçırılan ve ortadan kaybolan çocuklarla bağlantılı eylemlere dahil olduğu konusundaki şüpheler artıyor.

Sol’da yer alan iddiaya göre; belge ve yazışmalardan saçılanlarla birleştirilen parçalar, ortada çocuk kaçırmayla ilgili büyük bir suç ağı olduğunu düşündürüyor.

'Bebek ticareti' ve devlet himayesinde kaybolan çocuklar iddiası

Bu ağın Türkiye ayağına ilişkin iddiaları toparlamaya çalışalım.

İddialardan biri yıllardır konuştuğumuz ve "bebek ticareti" olarak adlandırılan olayların Epstein ile bağı olması ihtimali.

Daha önceki haberlerimizde de gündeme getirmiştik, Türkiye'de her yıl on binlerce çocuk çeşitli sebeplerle kayboluyor. Bu çocukların bir kısmı da bebekler. Özellikle de hastanelerden "kaçırılan" bebekler.

Aslında ülkemizde hastaneden kaybolan, kaçırılan ya da "öldü" denilen ancak ölmediği anlaşılan bebek haberleri yeni değil. 1980'lere kadar uzanan ve aşina olduğumuz bu haberler genellikle "bebeklerin zengin ailelere satılması" üzerinden yorumlandı. 

Sadece basına yansıyan örnekleri bile pek çok soru işareti barındırıyor.

2017 yılında TV8'deki "Gerçeğin Peşinde" programında bir ayda ise 49 bebeğin öldüğü belirlenen Ankara Zekai Tahir Burak Doğumevi'nde 1985-1995 yılları arasında "bebeğiniz öldü" denilerek ailelerin bebeklerinin satıldığı iddiaları gündeme geliyor.

İddialar tartışma yaratınca program yayından kaldırıldı.

İncirlik'te ABD'li asker ailelere satıldığı iddia edilen çocuklar

Bu örneklerden en çarpıcı olanı Adana'da yaşananlar.

Adana Meydan Doğumevi Hastanesinde 1980-1990 yıllarında gerçekleşen doğumlarda doğan bebeklerin ailelerine, bebeklerin öldüğü söylenerek başka kişilere verildiğine yönelik iddialar ortaya atılıyor. Anadolu Ajansı'nın o yıllarda yaptığı haberlere göre konuyla ilgili soruşturma da başlatılıyor.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı 2017 yılında en az 11 yurttaşın başvurduğunu açıklıyor: "Doğumlarda hastane görevlileri ve diğer şüpheli kişilerce doğan bebeklerin ailelerine, bebeklerin öldüğü söylenerek başka kişilere verildiğine yönelik iddialar nedeniyle soruşturma başlatıldı."

Hastane önüne giden Zehra Alkaş isimli kişi, 24 Mart 1984'te doğum yaptığını, bebeğinin öldüğünün söylendiğini, cenazesinin kendilerine teslim edilmediğini ve öldüğüne dair evrak verilmediğini öne sürüyor.

Kentteki devlet hastanelerinde bebekler o kadar sık kayboluyor ki, bunun önünü almak için "çip" önlemi alınıyor. Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesi "bebek kaçırma olaylarının önüne geçilmek üzere anne ve bebeklere çip takılacak" duyurusu yapıyor. Yıl 2018. Öncesindeki tablo maalesef daha karanlık.

Aynı dönemde 2018'de ATV'de yayınlanan Esra Erol'da isimli programa katılan Şükran isimli yurttaş 4 çocuğunun bir avukat aracılığıyla İncirlik Üssü'ndeki ABD'lilere "satıldığını" iddia ediyor. Çocuklardan biri 3, diğeri 7 aylıkken veriliyor. Programda çocukların verildiği ABD'li aileyle fotoğrafları bile paylaşılıyor.

Söz konusu programda başka bir ailenin de 7 çocuğunu verdiği, çocuklardan 11 yaşında olanın Türkiye'ye geri gönderildiği hâlâ hayatta olduğu, birinin ABD'de trafik kazasında öldüğü, 2'sininse ABD vatandaşı olduğu belirtiliyor.

'Yenidoğan çetesi'nde de gündeme geldi

Daha önce televizyon programlarına ve haberlere konu olan bebek satışı haberleri AK Parti sonrası dönemde de gündem oluyor. 

2009 yılında o dönemki ismiyle Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Genel Müdürlüğü, "İstanbul Bahçelievler Şeyh Zayed Çocuk Yuvası'ndaki bir çocuğun zengin bir aileye satıldığı" iddiasının tamamen asılsız olduğunu açıklıyor. Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf da konuyla ilgili inceleme başlatıldığını duyuruyor.

"Bebek satışı" iddiaları hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda da bulunuluyor. 2009 ve 2011 yıllarında yapılan adli ve idari soruşturmalar "iddiaların doğru olmadığı" neticesiyle kapatılıyor.

Aynı iddialar yıllar sonra "yenidoğan çetesi" skandalı ortaya çıktığında yeniden gündem oluyor. Çete yöneticilerinden Fırat Sarı "bebek satışıyla" da ilişkilendiriliyor. Bu iddialar da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın 2024 yılında yaptığı şu sözlerle rafa kaldırılıyor: "Devlet himayesinde bulunan hiçbir çocuğumuzun ne geçmişte ne de bugün 3. şahıslara verilmesi asla söz konusu olamaz."

Türkiye ve dünya kamuoyu kapitalizmden saçılan karanlığın bir başka boyutuyla karşı karşıya kaldı. Çocukların içerisine çekildiği bu istismar ağını deşifre ediyoruz. soL okuyun, abone olun, gerçeklerin açığa çıkmasına güç verin.

Sarah Ferguson ve gizli kayıt iddiaları

Konuyla bağlantılı bir diğer mesele de istismar iddiası.

Epstein ile ilişkisi ve hakkındaki cinsel saldırı suçlamaları nedeniyle İngiltere'de prens ünvanı elinden alınan Andrew'in eski eşi Sarah Ferguson da suçlamaların ortasına yerleşti. Ferguson'un, prenses kızları Beatrice ve Eugenie'yi Epstein ile tanıştırmak istediği, bunun için İngiltere'den ABD'ye uçuş biletlerinin parasını istediği yazışmalarda görüldü.

Bu yazışmalar üzerine Ferguson'un Türkiye'de yaptıkları da yeniden akıllara geldi.

York Düşesi Sarah Ferguson'a Türkiye'de "küçük yaşta çocukların görüntülerini çekerken mahremiyet hakkının ihlal edildiği" gerekçesiyle dava açılmıştı. Türkiye, Sarah Ferguson'ın 22 yıl hapis cezasına çarptırılmasını istedi. Suçlamalar, 2008 yılında kimsesiz çocukların "gizlice filme alınmasıyla" ilgiliydi. Çekimlerin bir "belgesel" için yapıldığı iddia edildi. Sarah Ferguson, 2008 yılında ITV kanalı için Ankara'da bir çocuk yurduna kimliğini gizleyerek girmiş ve içeride gizlice çekimler yapmıştı.

Epstein bağlantısı sonrası görüntülerin neden çekilmiş olabileceği ve kimlerle paylaşıldığı tartışma konusu oldu.

Hollanda'ya uzanan tecavüz iddiaları: 'Çiller ve Ağar şantaj için kullandı'

Epstein belgelerinin ardından akıllara gelen bir diğer bağlantı ise Hollanda Adalet Bakanlığı’nın iki numaralı ismi Bakanlık Genel Sekreteri Joris Demmink’in küçük yaştaki çocuklara tecavüz ettiği iddiaları. 

Skandal iddia 2012 yılında Türkiye vatandaşı iki gencin Demmink tarafından kendilerine tecavüz edildiği iddiasıyla mahkemeye başvurması üzerine açığa çıkmıştı. 

Demmink’in kendilerine tecavüz ettiği iddiasını Lahey Adalet Divanı’na taşıyan iki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, Eylül 2008 ve Mayıs 2010 tarihlerinde Hollanda Ulusal Savcılık Makamı’na başvuruda bulunduklarını ancak konunun örtbas edilmek istendiğini anlatmıştı.

Her iki mağdur da kendilerini Demmink’e teslim eden kişinin, Demmink’i koruma görevini yerine getiren polis memuru olduğunu iddia etmiş, Demmink skandalı yalanlamıştı.

Skandalın boyutlarına ilişkin bir başka ipucu ise Hollanda’da tutuklanan uyuşturucu kaçakçısı Hüseyin Baybaşin’in bu ülkede ömür boyu hapse mahkum edildiği dava sırasında verdiği ifadede yer alıyor. Baybaşin ifadesinde Demmink’e işaret ederek, “Beni Demmink yaktı. Tansu Çiller (dönemin başbakanı) ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Demmink’in turist olarak gittiği İstanbul’da bir çocuğa tecavüz ederken görüntülerini çektirip Demmink’e beni mahkum ettirmesi için şantaj olarak kullandı” demişti.

İddialar yeniden gündeme gelince mağdurların avukatı Eren Keskin de 2 Şubat'ta sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Keskin, "Ben bu çocuklarla görüştüm. Her şeyi anlattılar. Suç duyurusu yaptık. Çocukları korkuttular. Ve dosya takipsizlik kararı ile sonuçlandı. İç hukuk tükendi. Çocuklar korktu. Ve korkmakta çok haklıydılar" dedi.

Savcılar soruşturacak mı?

Günlerdir Türkiye'de çeşitli kurumları ve kişileri de ilgilendiren ve bir kısmı yazışmalara, belgelere dayanan bu karanlık ağ ile ilgili henüz resmi makamlardan bir açıklama yapılmış değil.

Bu tabloya rağmen devlet kaybolan çocuklarla ilgili verileri 2016'dan veri paylaşmıyor.

Şüpheler artarken ortada tek bir gerçek var: Tüm bu iddiaların nereye, kimlere uzanacağına bakılmaksızın soruşturulması ve uluslararası alanı da kapsayan pek çok adım atılması gerekiyor.

 
Epstein
çocuk
istismar

Yorumunu Gönder

Yorumlar