Amerikalı bakan İran'daki halk olaylarına nasıl müdahale ettiklerini ve işi nasıl planladıklarını ve önce ekonomiyi çökertip sonra halkı nasıl kışkırtıklarının detaylarını utanmadan açıkladı.
Batı’nın kendisine boyun eğmeyen hükümetlere karşı sahnelediği “turuncu darbelerin” halkta bir karşılığı olmadan başarıya ulaşamayacağı düşünülür. Genel kanı yabancı istihbarat servislerinin ancak halk sokağa indikten sonra devreye girdiği yönündedir. Peki ya halktaki o “karşılığı” bizzat yabancı güçler inşa ediyorsa? ABD Ticaret Bakanı Scott Bessent’in itirafları son İran olaylarında sokağın nasıl bir laboratuvar titizliğiyle hazırlandığını ve düğmeye nasıl basıldığını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
‘İNSANLARI BİZ SOKAĞA DÖKTÜK’
Bessent perşembe günü ABD Senatosu Bankacılık Komisyonunda yaptığı konuşmada, İran’daki ekonomik bozulmayı hızlandırarak halkı sokağa dökecek altyapının nasıl hazırlandığını anlattı. Bessent şunları söyledi:
“Geçen mart ayında İran para biriminin çöküşün eşiğinde olduğuna inandığımı ve eğer bir İranlı olsaydım paramı dışarı çıkaracağımı söylemiştim. Başkan Trump, Hazine Bakanlığımıza İran üzerinde azami baskı uygulama talimatı verdi ve bu işe yaradı. Bence zirve noktası aralık ayında geldi çünkü o dönemde ekonomileri çöktü. İran’ın en büyük bankalarından biri, yaşanan panik sonrası battı. Merkez Bankası para basmaya başladı ve bir dolar kıtlığı oluştu. İran para birimi serbest düşüşe geçti ve enflasyon patladı. İnsanların sokağa dökülme nedeni budur.”
O BANKANIN ÇÖKÜŞÜYLE TETİKLENEN SÜREÇ
Hazine Bakanı’nın sözünü ettiği batan kurum Ayandeh Bankası. Wall Street Journal, 13 Ocak’taki sayısında bankanın çöküşünün, aralık ayı sonunda başlayan İran protestolarındaki rolüne dikkat çekti.
WSJ’ye göre banka, ABD operasyonları sonucunda 5 milyar dolar kaybettikten sonra ekim ayında iflas etti. İran Merkez Bankası bunun üzerine devasa likidite krizini çözmek ve mudilerin taleplerini karşılamak için piyasaya çok büyük miktarda riyal sürdü. Bu durum, zaten yüksek olan enflasyonu kontrolden çıkararak paranın değerini yerle bir etti. Tahran, açıkları kapatabilmek için Merkez Bankası kaynaklarını seferber etti ama bu hamle de ülkenin döviz rezervleri üzerindeki baskıyı artırdı ve riyali savunmasız bıraktı. Bu gelişmeleri ülkeden sermaye kaçışı takip etti.
Hazine Bakanı Bessent, 15 Ocak’ta Newsmax’e verdiği bir röportajda da Trump’ın “azami baskısının” bir sonucu olarak İran’dan yurt dışına büyük para çıkışı olduğunu söylemiş ve operasyon hakkında başka ayrıntılar da paylaşmıştı:
“Şimdi farelerin gemiden kaçtığını görüyoruz çünkü milyonlarca doların İran liderliği tarafından ülke dışına aktarıldığını ve gizlice çıkarıldığını görüyoruz. Yani gemiyi terk ediyorlar ve paranın dünyanın dört bir yanındaki finans kuruluşlarına aktığını görüyoruz.”
YENİ YAPTIRIMLAR DEVREYE GİRİYOR
Bu arada aynı günlerde Washington zaten uzun yıllardır uygulanan yaptırımlara yenilerini ekledi. Hazine Bakanlığının sitesinde 15 Ocak’ta yayınlanan karar hakkında Bessent’in şu sözlerine yer veriliyor:
“Başkan Trump’ın talimatıyla, Hazine Bakanlığı, İran halkına karşı acımasız baskıda yer alan kilit liderlere yaptırım uyguluyor. Bakanlığımız, rejimin baskısının arkasındakileri hedef almak için her türlü aracı kullanacaktır.”
İLK İKİ AŞAMA
İran’daki protestolar 2025’in son günlerinde riyalin değerinin rekor seviyelere gerilemesiyle başlamış ve ocak ayı ortalarında zirveye çıkmıştı. Şablon oldukça açık görünüyor:
♦ Trump’ın ilk döneminden tanıdığımız “azami baskının” daha sert ve sonuç odaklı bir modeli uygulamaya kondu.
♦ Amerikan stratejisi sonuç verdi ve memnuniyetsizlik arttı. Esnaf kepenk kapattı ve ekonomiden şikayetçi hale getirilen halk sokağa çıktı.
‘ORGANİK AYAKLANMA ANLATISI SAHTE’
Ortam bu şekilde hazırlandı. Ardından Mossad, Farsça X hesabından sahada olduğunu bizzat duyurdu. CIA ise resmî olarak müdahil olduğunu kabul etmese de eski ABD’li istihbarat mensuplarına göre Washington sürece sadece ekonomi boyutunda değil, sahadan da dahil oldu. Eski CIA yetkilisi Larry C. Johnson, 17 Ocak’ta verdiği röportajda ABD’nin farklı katmanlardan oluşan operasyonuna şöyle değinmişti:
“İran’ın ‘organik bir ayaklanmaya’ tanık olduğu yönünde sahte bir anlatı yayılıyor ancak gerçekte bu hesaplanmış bir istihbarat operasyonu. Hükümete karşı protestoları ateşleyeceğini bilerek İran para biriminin çöküşünü kurguladılar. Ardından hükümete karşı olan bireyleri buldular; onlara silah, mühimmat ve para sağladılar ve saldırıları koordine ettiler. İran’a yönelik herhangi bir saldırıyı sona erdirmeye niyetleri yok. Bu gerçekleşecek.”
TRUMP TEHDİTLERE BAŞLIYOR
Bu zemin oluşturulduktan sonra dış müdahalelerle gösteriler zamanla çığrından çıkarıldı. Ekonomi şikayetleriyle başlayan protestolar, Tahran yönetimini devirmeyi hedefleyen şiddet olaylarına dönüştü. Bu noktada Trump da devreye girerek protestocuları destekledi ve onları yönetim binalarını ele geçirmeye teşvik etti, İran’ı vurmakla tehdit etti.
ESKİ DEFTERLER AÇILIYOR: SALDIRI DÜZENİ
Fakat iki aşamalı plan sonuç vermedi ve protestolar tüm dış çabalara rağmen azalarak bitti. Sokaktan sonuç alınamayınca üçüncü aşama devreye sokuldu: Askeri baskı ve saldırı düzeni. Batı Asya’ya uçak gemileri, muhripler, savaş uçakları ve yaklaşık 6 bin ek askeri personel daha konuşlandırıldı. Bu şartlar altında iki taraf arasında müzakereler başladı ama, artık İran’daki protestocuları hatırlayan yok. Varsa yoksa nükleer program, füze stoku ve Direniş Ekseni... ABD 12 Gün Savaşı’ndan önce ne dayatıyorsa bugün de aynılarını dayatıyor.
Sokak deneyinin başarısızlığı, “turuncu darbe” şablonunun İran’da işlemediğini gösterdi. İran dosyası yeniden askeri baskı ve nükleer pazarlık eksenine kilitlenmiş durumda.
/aydınlık