İran’ın 12 maddelik planı, Hürmüz Boğazı’nda serbest geçişi sona erdirip enerji akışını siyasi izne bağlamayı hedefliyor; Tahran bu hamleyi nükleer karttan daha güçlü bir baskı aracı olarak görüyor.
Tahran’ın ABD’ye sunduğu son teklif de Trump tarafından beğenilmedi. İran ne nükleer meseleyi önerisine kattı ne de Hürmüz Boğazı konusunda geri adım attı. Aksine İran Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Nikzad’ın duyurduğu 12 maddelik plan, bu yöndeki hazırlığın somut maddeler üzerinden ilerlediğini gösteriyor. Yani İran, zaten ilan ettiği düzeni şimdi ayrıntılandırmaya başlamış durumda.
Bu plan teknik bir denizcilik düzenlemesinden öte enerji akışını doğrudan siyasi denetime alma girişimi.
HERKESE AÇIK DEĞİL
Önerilen çerçeveye göre İsrail’e ait gemiler Hürmüz’den hiçbir şekilde geçemeyecek. “Düşman ülke” olarak tanımlanan aktörlerin gemileri ise ancak savaş tazminatı ödemeleri halinde boğazı kullanabilecek. Diğer tüm ticari geçişler ise İran Meclisi’nin çıkaracağı yasa ve Tahran’ın vereceği resmi izne bağlanıyor. Bu, serbest seyrüsefer ilkesinin yerini fiilen izin rejimine bırakması anlamına geliyor.
PETROLÜN MİLLİLEŞTİRİLMESİ GİBİ
Tahran’ın planı petrol sanayisinin millileştirilmesiyle eşdeğer görmesi de bu yüzden önemli. İran, 20. yüzyılda petrolün mülkiyeti üzerinden verdiği egemenlik mücadelesini, 21. yüzyılda petrolün akışı üzerinden yeniden kurmaya çalışıyor. Bu kez hedef kaynak değil, geçiş hattı.
Bu noktada ortaya çıkan tablo, nükleer dosyanın neden geri plana itildiğini de açıklıyor. İran için artık belirleyici kaldıraç uranyum zenginleştirme değil, küresel enerji akışını kesme ya da yönlendirme kapasitesi. Bu açıdan bakıldığında Ali Nikzad’a göre Hürmüz kartı, etkisi itibarıyla nükleer silahtan daha güçlü bir baskı aracına dönüşüyor.
Kıtalararası.org' da yer alan habere göre Tahran’ın ABD’ye sunduğu teklifte nükleer başlığı bilinçli olarak dışarıda bırakması da bu stratejiyle örtüşüyor. İran, müzakere zeminini teknik bir dosyadan çıkarıp küresel ekonomi ve güvenlik dengelerinin merkezine çekiyor. Deniz ablukası kaldırılmadan Hürmüz’de normalleşme olmayacağı vurgusu da bu çerçevenin parçası.
CİN ŞİŞEDEN ÇIKTI
Eğer bu model hayata geçerse, mesele yalnızca İran ile ABD arasındaki bir gerilim olmaktan çıkar. Hürmüz, dünya petrol ve gazınıjönemli bir kısmının geçtiği bir hat ve bu hattın siyasi koşullara bağlanması, serbest ticaret ilkesini doğrudan tartışmaya açar. Trump’ın bu nedenle İran’ı suçlaması boşuna, savaştan önce Tahran’ın Hürmüz’de yeni rejim kurmak aklında bile yoktu.
Sonuç olarak İran, askeri çatışmadan ziyade ekonomik damarları hedef alan bir strateji kuruyor. Hürmüz artık sadece bir boğaz değil; küresel güç mücadelesinin en kritik kaldıraçlarından biri haline geliyor. Bu yüzden tartışılan şey bir deniz trafiği düzenlemesi değil:
Kimin, hangi şartla ve kimin izniyle enerji taşıyabileceği.