ABD Başkanı Trump’ın açıklamaları, İran’a yönelik doğrudan saldırı, enerji tesislerinin kontrolü ve ülkeyi hedef alan sert ifadeleri uluslararası gerilimi zirveye taşıdı.
ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Çok uzak olmayan bir gelecekte Hark Adası’nı ve diğer petrol altyapı noktalarını ele geçireceğiz ve tıpkı Venezuela’da olduğu gibi, petrol ve doğal gaz piyasalarının tam kontrolünü ele alacağız.” ifadelerini kullandı.
Ayrıca Trump’ın, “Anlaşma yapmak için can atıyorlar. Dün gece üzerlerine 250 milyon dolarlık bomba yağdırdık. Aslında boyun eğmiş durumdalar. Sadece henüz bunun farkında değiller” ifadelerini kullandığı bildiriliyor.
“21. yüzyılda açık gasp: Hark Adası ve Venezuela örneği”
Uluslararası hukuk uzmanları ve siyasi gözlemciler, Trump’ın bu açıklamalarını 21. yüzyılda bir devlet başkanının ağzından duyulabilecek en açık emperyalist gasp ve kaynak yağmalaması itiraflarından biri olarak nitelendiriyor. Hark Adası’nın, İran’ın Basra Körfezi’ndeki en büyük petrol terminallerine ev sahipliği yaptığı ve İran’ın egemenlik hakları altında bulunduğu hatırlatılıyor.
Eleştirmenlerin belirttiğine göre, Trump’ın “tıpkı Venezuela’da olduğu gibi” ifadesi, ABD’nin Latin Amerika ülkesindeki yıkıcı müdahalesini bir model olarak sunuyor. Venezuela’ya yönelik uzun yıllardır süren yaptırımlar, gayrimeşru rejim değişikliği girişimleri ve petrol endüstrisine yönelik fiili müdahalelerin, ülkeyi derin bir insani ve ekonomik krize sürüklediği hatırlatılıyor. Gözlemciler, Trump’ın bu benzetmeyle İran için de aynı senaryoyu hedeflediğini, yani bir ülkenin doğal kaynaklarına el koyma amacını açıkça ilan ettiğini vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 1974 tarihli “Doğal Kaynaklar Üzerinde Kalıcı Egemenlik” bildirgesi ve uluslararası hukukun temel ilkeleri uyarınca, bir devletin egemenlik hakları altındaki toprakları ve doğal kaynakları üzerinde başka bir devletin hak iddia etmesinin ağır bir ihlal olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, Trump’ın bu söylemlerinin ancak sömürgecilik dönemi mantığıyla açıklanabileceğini ve modern uluslararası düzenin temel taşlarına doğrudan bir saldırı olduğunu ifade ediyor.
Söz konusu açıklamaların ardından uluslararası hukuk ve siyaset çevrelerinde çeşitli değerlendirmeler yapılmış, devletlerin egemenlik hakları ve enerji kaynakları üzerindeki tartışmalar yeniden gündeme gelmiştir. Uzmanların bir kısmı, bu tür söylemlerin bölgesel gerilimi artırabileceğine dikkat çekmektedir.
İran tarafına ilişkin değerlendirmelerde ise, ülkenin olası saldırılara karşılık verebilecek askeri kapasiteye sahip olduğu ve bölgede karşılıklı gerilimin sürdüğü yönündeki yorumlara yer verilmektedir. Gelişmelerin uluslararası kurumlar ve diplomatik kanallar tarafından yakından takip edildiği bildirilmektedir.