Mezar Arzusu

Ersan Baydemir 30.05.2026 11:52:47

Arzularım arasında hiçbir zaman bir mezar yoktu!

Bugün yine şehitliğe gittim, birkaç mezarın başında oturup ağıt yaktım sessizce. Gözlerimden hafif yaşlar sızıyor ama kalbimde hüzünden taşkın seller akıyordu. Saatlerce avare avare dolaştım durdum. Başında oturduğum mezarlar en çok evladıma benzeyenlerin mezarıydı.

Kimi mezarların başında oturanlar, ağlayanlar vardı; hangisi anneleri hangisi değil anlıyordum. Şu kadarını söyleyim ki annelerin usulca çıkan ağıt sesleri hatta feryat figanları onların içinde kopan tufanın kat kat bastırılmış halidir. İçlerinde kopan asıl kıyametin sesini ancak benim gibi evlat acısı yaşayan bir başka anne duyabilir.

Ne çok şehit var, ne çok mezar var… Uzun uzun dolaştım, her birinin sadece bir isim olmadığını analarının yüreğinde acıdan bir dağ olduğunu hissederek dolaştım durdum. Ne de olsa gideceğim bir yer, başında oturacağım bir mezar yoktu.

Nihayet yorgun argın bir çeşmenin başına oturdum. Siyah mermerden yapılmış çeşmenin parlak taşında bitkin yüzümü gördüm. Çocukluğum, gençliğim, gelinliğim, nişanım, düğünüm, anne oluşum.. hepsi sahne sahne gözümün önünden gelip geçti.
Her kadın bilir, bu dönemlerin her birinde bin bir hülya, bin bir arzu, bin bir hayalle dolu olur insan. Yere göğe sığmayan hayalleri sığdırırız hızlı çarpan kalbimize. 

Fakat hiç ummazdım bir gün bir mezar arzusu çekeceğimi. Gelin olan kızlara imrendiğim gibi evladının mezarı başında oturan annelere imreneceğimi…

Düşünebiliyor musunuz? Şu gencecik yaşımda en büyük arzum taşında evladımın fotoğrafının bulunduğu bir mezar… Evet en büyük derken öylesine demiyorum. Bütün gençlik, gelinlik, kadınlık arzularımdan daha büyük …

Ekranlarda sıradan haberler olarak seyrettiğiniz savaşlar, yeni icat edilen silahlar, F bilmem kaçlar, füzeler, kaçıncı nesil bombalar… kimi yüreklerin hayal dünyasını nasıl evirip çevirdiğini benden duyun, benden görün!

Siz hiçbir mezar arzuladınız mı? İsterseniz bir deneyin, hayal edin, empati yapın arzulayabilecek misiniz? Sanmıyorum. 

Ateş düştüğü yeri yakar dedikleri bu olmalı. 

Nitekim evladım için çok ağlayanlar oldu ama susmayan, susamayan, yarası dinmeyen hatta hafiflemeyen bir tek ben kaldım.
Herkes evladımın şehit olduğundan eminken ben bundan bile emin olamadım. Kalbimin dört bucağı sayısız belkilerle dolu…

Her rüya bir yeni belki kapısı açıyor dünyamda hala.
Her çalan zil, her çalan telefon benim için başlı başına bir kıyamet sûru gibi.

Bunu anlayabiliyor musunuz?
Biz evlat acısı yaşayan annelerin herkesten farklı bir dünyası var. Bizden biri olmadıkça kimsenin anlayamadığı bir dünya.

İster Vietnam ister Irak ister Filistin, Lübnan, Libya, Yemen… yüreğimizin boyandığı renk o kadar aynı ki diğer bütün renkler onun gölgesinde yok oluyor.

Ağıtlarımızın dili farklı olsa da sızılarımız bir, acılarımız aynı.
Bayramlardaki burukluğumuz aynı
Açılan kapanan kapıların içimize düşen sesi aynı
Gecelerimizin katmerli karanlığı aynı
Aynalarda kendimizi göremememiz aynı
İçtiğimiz suyun acılığı, lokmaların boğazımızda düğümlenişi aynı…