“2014’te Batı Desteğiyle İktidara Gelen Neo-Naziler Olmasaydı, Bu Kriz Yaşanmazdı.”

Banu Avar 6.4.2022 11:42:44

/banuavar.com.tr

Moskova Üniversitesi’nden Amerikalı Araştırmacı ve Hibrit Şavaşlar Kitabı Yazarı Andrew Korybko ile Röportaj:

“2014’TE BATI DESTEĞİYLE İKTİDARA GELEN NEO-NAZİLER OLMASAYDI, BU KRİZ YAŞANMAZDI.”

B.A.-Neo-Naziler Ukrayna’da nasıl bir rol oynuyor ve Batı ile ilişkileri nedir?

Andrew KORYBKO: Bu oluşumlar, 2014 “EuroMaidan” turuncu darbesinin ardından iktidarda iyice güçlendiler. Batı medyası bu konuda birçok dosya yayınlamasına rağmen, Neo-Nazi oluşumların varlığını inkâr etti. Dünya Savaşı’ndan gelen faşist dalga özellikle Avrupa’da canlıdır. Bu hareketlerde yer alan kişiler çoğu ‘demir perde’nin doğusunda olan ülkelerin vatandaşlarıydılar, savaş sona erdikten sonra kaybeden tarafta oldukları ve misillemeden korktukları için Batı’ya taşındılar.

ABD, İngiltere ve hatta Kanada da, İkinci Dünya Savaşı dönemi faşizminden etkilenen bu aşırı milliyetçi hareketlerin destekçisi olarak öne çıkmaktadır. Bazıları Hitler’in o zamanki işbirlikçilerini yüceltmekte kahraman ilan etmektedir. O dönemde Alman faşizminden nemalanmış Stepan Bandera da aynı biçimde kahraman ilan edilmiştir. Soğuk Savaş yıllaarında ABD liderliğindeki Batı, bu gibi hareketleri komünist toplumlarda yayarak ‘içerden zehirleme, yok etme’ harekâtı yürüttüler. Glasnost ve perestoika bu gibi güçlerin ülkede özgürce at koşturmasına izin verdi ve sonuçta Sovyetler dağıldı.

Bunları söylerken milliyetçi hareketlerin tümünün faşist ideolojide olduğunu söylemiyorum.
Ama Ukrayna’da 2014’te başverecek olan faşist dalganın başlangıç noktası budur. ABD liderliğindeki Batı, George Soros’un küresel “Açık Toplum” ağlarıyla iş birliği içinde, Ukrayna’yı ele geçirmek için bu güçleri etkin bir şekilde kullandı: Eski Cumhurbaşkanı Yanukoviç’in AB ile Ortaklık Anlaşması’nı imzalamayı reddetmesinin ardından Ukrayna’da “uyuyan hücreler” harekete geçirildi.

Ukrayna’nın büyük kentlerinde yükselen faşizm, Batı’nın adamlarını iktidara getirdi, ardından Ukrayna’nın askeriyesi, istihbarat birimleri ve dış işlerindeki bürokratlar etki altına alındı. Ve bu güçler etkin bir şekilde Ukrayna’nın etnik Ruslarına savaş açtılar. Batı, Ukrayna’yı sözde “Rusya karşıtı” haline getirmek için onları destekledi.

Bu kavram, devlet aygıtının tamamını Hibrit Savaş yoluyla, yani faşist vekillerin “derin devleti” silahlandırmasını ifade eder. Batı salak yerine koyduğu belli bir gruba Rusya’yı, kapısının önünde tehdit etmek görevi verdi. Rus kaynaklara göre, bu ideolojide olanlar kendileri için de riskli olduğunu düşünmeden nükleer ve biyolojik silahları araştırmaya başladılar.

Moskova’nın iddiasına göre Ukrayna’da ABD’nin kurduğu gizli NATO altyapısı, Ukrayna’yı Rusya’nın işgali için platform olarak kullanmayı amaçlıyordu. Bu, ABD’nin “füze karşıtı sistemlerinin” bölgesel konuşlandırılmasının devam etmesi ve sınırlarına yakın silahlara saldırması yoluyla Rusya’nın nükleer yeteneklerinin etkisiz hale getirilmesiyle sürecekti.
Batı, Rusya’yı nükleer ve biyolojik silah üretimi üzerinden tehdit edebilir, çevre ülkeleri bu iş için kullanabilir ve hatta Rusya’yı işgale girişebilirdi.

Bu nedenle Ukrayna’nın Naziler’den arındırılması ve silahsızlandırılması, Rusya’nın orada devam eden özel operasyonundaki en önemli hedefleri arasındadır. Yani ilk hedef, Ukrayna derin devletini Rusya’yı ve halkını yok etmeye takıntılı olan faşist güçlerden arındırmak, nükleer ve biyolojik silahları araştırmak, ikincisi ise o ülkeden kaynaklanan geleneksel askeri tehditleri etkisiz hale getirme ihtiyacıdır. Bu hedef NATO’nun oradaki gizli altyapısını yok etmeyi de içerir. Şunu kesinlikle belirtmek gerekir ki, 2014’te Batı desteğiyle iktidara gelen Neo-Naziler olmasaydı, bu kriz yaşanmazdı.

B.A.-Putin’in Batılıların kışkırtmasıyla Ukrayna’da tuzağa düştüğünü düşünüyor musunuz?

Andrew KORYBKO: Başkan Putin, Ukrayna’da askeri operasyon başlatmak istemedi, ancak ülkesinin güvenlik garantisi taleplerini Batı ile paylaşmasının ardından iki ay süren diplomasi işe yaramayınca son çare olarak buna başvurdu. ABD ve müttefikleri, Rusya’nın Ukrayna’nın NATO üyeliğinin kabul edilemezliği, bölgeden (Ukrayna dahil) tüm saldırı silahlarının kaldırılması ihtiyacı ve feshedilmiş olan 1997 Rus-NATO Kurucu Yasası’nda yer alan, kıtadaki askeri statükoya geri dönmenin aciliyetiyle ilgili meşru güvenlik endişelerini ciddiye almayı reddetti.

Rus lider, çeşitli nedenlerle harekete geçmek zorunda kaldı. İlk tetikleyici, Kiev’in ABD teşvikiyle, Donbass’ta BMGK onaylı Minsk Anlaşması’nı açıkça ihlal eden bir soykırımcı iç savaş düşmanlığını üçüncü defa başlatmasıydı. Rus istihbaratı, ABD’nin bölgeye ve Ukrayna’ya daha fazla “füzesavar sistemi” ve kısa sürede tamamlanması beklenen, son teknoloji hipersonik silahları yerleştirmek için yoğun bir çatışma bahanesi kullanacağı konusunda uyardı.

İkincisi, Başkan Putin 24 Şubat’ta Rus halkına yaptığı konuşmada, bu kampanyanın başlamasıyla Ukrayna’da NATO askeri altyapısının ne kadar derine kök salmış olduğunu ve nükleer ikinci vuruş yeteneklerini etkisiz hale getirdikten sonra Ukrayna’nın muhtemelen ülkelerine karşı sürpriz bir saldırı başlatmayı planladığını açıkladı. Üçüncüsü, ABD önderliğindeki Batı’nın, Avrupa güvenlik mimarisini AGİT ilkeleri doğrultusunda bölünmez kılmak için diplomatik yoldan revize etme girişimi ve bir ülkenin güvenliğini sağlamasını engelleme çabaları sonuç alamadı.

Ukrayna’nın o sıralar aktif olan nükleer ve biyolojik silah programının üzerine bir de bu baskılarla karşılaşan Rus lider, bir an önce harekete geçmesi gerektiğini biliyordu, aksi takdirde ülkesini stratejik savunmasını bir daha geri döndüremeyeceği şekilde riske atmış olacaktı. Nihayetinde, Kitle İmha Silahları (KİS) elde eden ABD destekli bir Ukrayna’nın şantajlarına maruz kalacaktı. Bu füze ve KİS krizini çözmek için Başkan Putin’in diplomatik girişimlerine içtenlikle karşılık vermeyen ABD bu çatışmanın sorumlusudur.

Bu, Rus liderin tuzağa düştüğü anlamına gelmiyor. Doğrusu, ABD’nin öngördüğü gibi davranmaya zorlandı. Bu tutumun alternatifi esasen teslim olmak ve Rusya’ya KİTLE İMHA SİLAHLARIYLA şantaj yapılmasına izin vermek olurdu, özellikle de nükleer ikinci saldırı yetenekleri etkisiz hale getirildikten ve Ukrayna biyolojik silahları geliştirdikten sonra…
Yine de, muhtemelen Putin’i yanlış değerlendiren ve medyanın, yaptırımların ve diğer baskı biçimlerinin ifade ettikleri gibi onu “caydırabileceğini” zanneden ABD, Rus liderin gerçekten dramatik bir şey yapabileceğini düşünmemiş olabilir.

Bununla birlikte, harekete geçmemiş olsaydı, daha önce açıklanan askeri-stratejik kriterlerin karşılanması ve Rusya’nın kendini savunmak için (çoğu ABD’nin bölgesel “füze kalkanı” tarafından vurulabilecek olsa bile) nükleer silahlara başvurmak zorunda kalması üzerine, önümüzdeki birkaç yıl içinde III. Dünya Savaşı pekâlâ başlayabilirdi. Rusya’nın harekete geçirmek zorunda kaldığı ilk dinamikleri ABD şekillendirdi, ancak dedikleri gibi, fiili savaş başladığında en iyi planlarda bile genellikle büyük ölçüde doğaçlama yapılması gerekiyor, bu yüzden Rusya dinamikleri zamanla tersine çevirebilir.

NATO’nun Ukrayna’dan sürpriz bir saldırısı olursa Devlet Başkanı Putin’in, kendisini nükleer şantaja ve hatta nükleer silahları son çare olarak kullanmaya zorlayan, ülkesine uygulanan benzeri görülmemiş askeri-stratejik baskıyı hafifletmek için beklediği fırsat penceresi budur. Bu çatışmanın ekonomi, enerji, siyaset ve diğer alanlardaki kısa vadeli sonuçlarından başkasını tahmin etmek çok zor, bu yüzden ABD’nin Rusya’yı kışkırtarak nihayetinde kendisine tuzak kurmuş olması mümkün.

B.A.-Sizce bu operasyon ne zaman biter?

Andrew KORYBKO: Rusya’nın Ukrayna’daki özel askeri operasyonunun ne kadar süreceğini tahmin etmek zor çünkü Moskova, Başkan Putin’in Rus ve Ukrayna halkının tarihsel birliğine olan samimi inancı nedeniyle sivil kayıpları ve tali hasarları sınırlamak için elinden geleni yapıyor. Bu görüşleri, geçen yaz resmi Kremlin web sitesinde okunabilecek ayrıntılı makalesinde detaylandırmıştı. Görüşleri, yazısında açıkça kabul etmesine rağmen, tahmin edilebileceği ABD liderliğindeki Batı Ana Akım Medyası tarafından ayrı bir Ukrayna kimliğini ve devletini inkâr ettiği şeklinde yansıtıldı.

Rus liderin tutumunun özü, bu iki halkın, örneğin Türkler ve Azeriler kadar kardeş olduğu ve özünde “iki devlet, tek millet” olduğudur. Farklılıklar bulunuyor, tarihsel deneyimlerin hepsi aynı değil, ancak bu halklar/insanlar nesnel yollarla birbirinden ayrılamazlar. Taraflardan birinin, bu durumda Ukraynalıların, yalnızca küçük ve doğal olarak oluşan farklılıkların dışarıdan alevlendirilmesi yoluyla ilk soruda yanıtlandığı gibi Batı destekli faşist ideolojilerin etkisi nedeniyle kendilerini Ruslardan kökten farklı olarak görmeleri sonucunu doğurdu.

İnsanlar arasındaki farklılıklara dikkat çeken herhangi birinin faşist olduğu söylenemez ancak Ukrayna faşizminin, tarihsel olarak gerçek olmayan ve sadece buna inanaların kafasında yer alan yeni bir Ukrayna kimliğini yapay olarak inşa etmek için bu faktörleri aktif olarak sömürdüğünü ve politikalarla hayata geçirmek istediğini herkesin bilmesini sağlamak gerekiyor. Başkan Putin, Ukrayna toplumunda oluşan bu eğilimlerin doğal olmadığına ikna oldu, bu nedenle ülkesinin özel operasyonunun hedeflerinden birinin bu kardeş ulusu Nazi etkisinden kurtarıp yabancı güçlerin zararlı etkisinden arındırmaktır.

Ne yazık ki, kayıpsız bir savaş yok ve hiçbir ordunun operasyonlarda mükemmelliği sağlaması beklenmiyor. Tabii ki operasyon sırasında hassas güdümlü bir mühimmatın beklenmedik bir şekilde yörüngesinden sapması gibi trajediler Rus kuvvetlerinin sorumluluğunda. Bunun kasıtlı yapıldığını söylemek Putin’in Rusların ve Ukraynalıların tarihsel birliği hakkındaki görüşleriyle çelişmektedir.
Bu arada Rusya’ya karşı benzeri görülmemiş derecede yoğun bir yanlış bilgi operasyonu yapılmaktadır. Halkın algılarını manipüle etmeye yönelik birçok asılsız suçlama basında dolaşmaktadır. Örneğin, Rusya’nın hastaneleri bombaladığını, çocukları katlettiğini vb. iddia ediyorlar. Yaydıkları çılgın bir savaş suçları dizisinin parçası gibi… Başkan Putin’in deli olduğu konusunda beyin yıkıyorlar. Putin son derece zeki bir lider ve sivilleri öldürmenin hedeflerine ters etki ettiğini iyi biliyor.

Rusya, isterse nükleer silahlara başvurmadan bile Ukrayna’daki her bir şehri birkaç saat içinde tamamen yok edebilecek bir askeri süper güçtür, ancak Putin’in görüşleriyle uyumlu olarak böyle bir savaşa yanaşmamaktadır. Rusya kirli bir savaş yürütmüş olsaydı, kentsel alanlar da dahil olmak üzere halihazırda çok daha fazla alanda başarı elde edebilirdi, ancak tahmin edilebileceği gibi sayısız sivil kayıp ve teminat hasarı olma ihtimali nedeniyle bunu yapmakta isteksiz. Başka bir deyişle, Rusya ABD’nin yaptığı gibi savaş açmıyor.

Gözlemciler, Rusya’nın yalnızca askeri hedeflere odaklanarak ilerleme nedenlerini farkındaysa, karşı tarafın neden henüz teslim olmadığını da anlarlar. Çünkü Başkan Putin’in Ukrayna halkına olan tavrı, karşı tarafı sivilleri insan kalkanı olarak kullanmaya itti. Moskova ayrıca Kiev’i, sivillerin insani koridorlardan tahliye edilmesini engellemekle suçladı ve ayrıca yerleşim bölgelerine ağır silahlar yerleştirmekle de suçladı.

Rus liderin kendi halkının ve Ukraynalıların tarihsel birliği hakkındaki görüşleri bu özel operasyonun askeri aşamasının ağır ilerlediğini açıklıyor. Bu, batı medyasının iddia ettiği gibi başarısızlık ya da “aksilikler” anlamına gelmez, Rusya’nın kentsel alanlarda faaliyet gösterirken çok dikkatli olduğu anlamına gelir. Eğer bu gerçekten iddia edildiği gibi bir savaş olsaydı, o zaman Rusya zaten Ukrayna’nın tamamını yok etmişti.