Sustainable Development dergisinde yayımlanan araştırmada, bazı sözde bilim insanları artan çevresel baskının azaltılması için dünya nüfusunun uzun vadede yarıya düşmesi gerektiğini savundu.
Sustainable Development dergisinde yayımlanan bir araştırma, dünya nüfusunun mevcut artış hızının uzun vadede çevresel sürdürülebilirlik açısından ciddi sorunlar doğurabileceğini ileri sürdü.
Araştırmada, dünya nüfusunun son yüzyılda 2 milyarın altından 8,3 milyara yükseldiği belirtilirken, bu artışın doğal kaynak tüketimi, enerji kullanımı ve çevresel baskılar üzerinde önemli etkiler oluşturduğu savunuldu.
Çalışmada, son 50 yılda küresel karbondioksit emisyonlarının iki katından fazla arttığı, enerji tüketiminin yaklaşık üç katına çıktığı, biyolojik çeşitliliğin önemli ölçüde azaldığı ve maden çıkarma faaliyetleri ile tarımda kullanılan kimyasalların kullanımının da ciddi oranda yükseldiği ifade edildi.
Araştırmacılar, mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde dünya nüfusunun yüzyıl sonuna kadar 11 milyarın üzerine çıkabileceğini, bunun da gıda, su, enerji ve ekosistemler üzerindeki baskıyı artırabileceğini öne sürdü.
Çalışmanın en dikkat çeken önerisi ise uzun vadede dünya nüfusunun yarıya indirilmesi oldu. Araştırmada bunun; aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların eğitim olanaklarının artırılması ve bireylerin çocuk sahibi olma konusunda bilinçli tercihler yapabilmelerini destekleyen politikalarla sağlanabileceği savunuldu.
Araştırma, kamuoyunda ve akademik çevrelerde farklı değerlendirmelere neden oldu.
Araştırmada dikkat çeken en tartışmalı öneri ise dünya nüfusunun uzun vadede yarıya indirilmesi oldu. Sözde bilim insanları, bunun düşük gelirli ülkelerde aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması, kadınların eğitime erişiminin artırılması ve kaç çocuk sahibi olacaklarına özgürce karar verebilmelerinin sağlanması yoluyla gerçekleştirilebileceğini öne sürdü.
Bazı uzmanlar çevresel sorunların temel nedeninin nüfus artışından ziyade yüksek tüketim alışkanlıkları, adaletsiz kaynak dağılımı ve fosil yakıtlara dayalı ekonomik model olduğunu savunurken, çevre üzerindeki yükün yalnızca nüfus artışıyla açıklanamayacağını dile getiriyor.
Böylece, çevre krizinin çözümüne ilişkin tartışmalarda nüfus politikaları ile tüketim modelleri arasındaki denge yeniden gündeme taşınmış oldu.