31.05.2020 02:45:52

Yeni Zelanda Çan Eğrisini Düzleştirmedi, Salgının Başını Ezdi

Washington Post’un Yeni Zelandalı muhabiri Anna Fifield, ülkesinin koronavirüs salgınıyla nasıl mücadele ettiğini anlatan bir yazı kaleme aldı. Yazının çevirisini paylaşıyoruz:


8.04.2020 16:11:01   Dünya



Yeni Zelanda koronavirüse karşı avlanma ve yüzme yasağı dahil pek çok katı izolasyon tedbiri alalı henüz iki hafta olmadı. ABD ve diğer Batı ülkelerinin “sınırlama” hedefinin yerine “elimine etme” politikasını izleyen Yeni Zelanda’ya, bu yaklaşımının işe yaradığını gösteren işaretler alması için yalnızca 10 gün yetti.

Yapılan test sayısında büyük artışlar olmasına rağmen iki gündür tespit edilen vaka sayılarında azalma yaşandı. Salı günü 54 yeni vaka tespit edilirken iyileşen hasta sayısı 65 oldu. Yani iyileşenlerin sayısı yeni vaka sayısını geride bıraktı.

Bu istatistikler dört günlük paskalya bayramının yaklaştığı günlerde karantina uygulamasının gevşetilmesine yönelik çağrıları da güçlendirdi. Ancak Başbakan Jacinda Ardern dört haftalık karantina sürecinin –iki haftalık kuluçka süresinin iki kez tekrarlanması için– tamamlanması konusunda kararlı. Yine de hafta sonu “paskalya tavşanlarının” çalışabilmesi için özel izin verilecek.
Peki benim 20 senedir başka yerde yaşamama rağmen ülkem dediğim Yeni Zelanda bu salgını nasıl bu kadar kolay kontrol altına aldı?

Buraya bir ay önce, krizin merkezi Çin’den, Güney Kore aktarmalı olarak geldiğimde havaalanında hiçbir kontrol yapılmamasıyla şoke olmuştum. Ateşime bakan bile olmamıştı. Kendimi iki hafta sürecek bir karantinaya almam söylenmişti, hepsi bu.

Koronavirüs İtalya’da, diğer Avrupa ülkelerinde ve ABD’de büyük hasarlar açtığında ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı, her sene neredeyse kendi nüfusu olan dört milyon kadar turiste ev sahipliği yapan Yeni Zelanda daha önce hiç tahayyül edemeyeceği bir şey yaptı ve 19 Mart günü sınırlarını yabancılara kapattı.

“Dört aşamalı önlem planı”

İki gün sonra Ardern kendi ofisinden bir televizyon yayını yaptı. 1982’den beri ilk kez “oval ofis tarzı” bir konuşma izledik ve bu konuşmada koronavirüsle mücadele kapsamında geliştirilen dört aşamalı bir önlem planı anlatıldı. Toplu karantina seçeneği dördüncü aşamada öngörülüyordu.
Birkaç gün sonra nüfuz sahibi liderlerle de bir görüşme gerçekleştirildi ve bu kişiler Ardern’e hemen dördüncü aşamaya geçilmesi gerektiğini söyledi. Yeni Zelanda’nın en büyük perakendecisi The Warehouse’un kurucusu Stephen Tindall, İtalya ve İspanya’da yaşananlardan dolayı çok endişeliydi: “Eğer ülkeyi yeterince çabuk kapatamazsak çekeceğimiz acı devam edecek ve daha uzun zamana yayılacak. Er ya da geç bu kararı alacağımız kesin, dolayısıyla bu karar hemen alınırsa süreç de kısalır.”

23 Mart günü Ardern ülkenin dördüncü aşamaya geçeceğini belirterek halka hazırlık yapması için 48 saat süre verdi. Ardern, “Şu an için 102 vakamız var. Ancak bir dönem İtalya da bu durumdaydı” diyerek konunun ciddiyetini vurguladı.

İki gün sonra insanların evden çıkması yasaklandı. Sadece sağlık gibi önemli alanlarda çalışanların işe gitmesi serbestti. Bunun dışındakiler yalnızca evlerinin yakınlarında egzersiz yapmak veya süpermarkete gitmek için dışarı çıkabilirlerdi.

Gece yarısından birkaç saat önce telefonumdan siren sesi geldi ve bu telefonuma gelen bir mesajın sesiydi. Mesajda şu yazıyordu: “Eğer koronavirüse yakalandıysanız harekete geçin. Bu hayat kurtarır. Koronavirüse karşı birlik olalım.”

İlk günden itibaren Ardern ve ekibi, insanları evlerinde kalmaya ve ev halkı dışında kimseyle temas kurmamaya davet etti. Ardern bu çağrıları karnabahar fiyatlarından ücretli çalışanlara yapılacak yardımlara kadar her şeyin tartışıldığı basın toplantılarında yaptı. Aynı zamanda Facebook üzerinden yaptığı yayınlarla mevcut durumları güncellerken halktan gelen soruları da cevaplıyordu. Hatta bir yayını da üzerinde beyaz bir eşofmanla evinde, muhtemelen yatağında yapmıştı.

Karantinayı ihlal eden bakana azar

Bu politikaya yönelik eleştiriler ve başkaldırılar da oldu. Polisler sörfçüleri uyarıyordu. Hatta Sağlık Bakanı karantinayı ihlal edip dağ bisikletine çıkarken ve ailesini plaja götürürken yakalanmıştı. Ardern de bunun üzerine onu kamuoyu önünde azarlarken ”Krizle olan mücadelemize zarar vermeyeceğini bilsem onu kovardım” bile dedi.
Ancak kolektif bir bilinç de oluştu. Polis hatları acil olmayan çağrılarla dolup taşarken insanlar kurallara uymadığını düşündüğü kişileri şikâyet ediyorlardı.

Krize verilen cevap aynı zamanda siyaset üstüydü. Muhalefetteki merkez sağ Ulusal Parti, hükümetin politikalarını eleştirmeyeceğini ve hükümete yardımcı olacağını duyurmuştu.

2 Nisan günü tespit edilen yeni vaka sayısı 89 ile tepe noktasına ulaşırken günlük tespit edilen yeni vaka sayısı pazartesi günü 67’ye, salı günü ise 54’e düştü. Vakaların büyük çoğunluğu uluslararası seyahatler vasıtasıyla ülkeye gelmişti. Temaslarını takip etmek kolaydı ve doğru teşhis edilen bir kümeleme stratejisi uygulanmıştı.

Toplumsal olarak kişiden kişiye geçtiğine dair bir kanıt olmadığı için Yeni Zelanda’daki hastaneler dolup taşmamıştı. Şu ana kadar yalnızca önceden sağlık sorunları bulunan yaşlı bir kadın Kovid-19’dan dolayı hayatını kaybetti.

“Bilimin ve liderliğin zaferi”

Otago Üniversitesi’nde kamu sağlığı bölümünde profesör olarak çalışan ülkenin önde gelen epidemiyologlarından Michael Baker salgının yavaşlamasını “bilimin ve liderliğin zaferi” olarak tanımladı.

Baker, “Jacinda oldukça kararlıydı ve tehditle çekinmeden yüzleşti. Diğer ülkelerde aşamalı olarak vakalar arttı, ancak bizde tam tersi oldu. Diğer Batı ülkeleri hastalığı zayıflatarak çan eğrisini düzleştirmeye çalıştı. Yeni Zelanda ise salgının başını ezdi” dedi.

Tabii ki Yeni Zelanda küçük bir ada ülkesi olduğu için sınırlarını kapatması da nispeten kolaydı. Bu aynı zamanda Yeni Zelanda toplumuna zaman zaman küçük bir köyde yaşadıkları hissiyatını veriyor. Herkesin birbirini tanıdığı bu köyde mesajlar da hızlıca yayılıyor.
“Sınırlarımızdan su bile sızdırmayan bir sistem istiyorum”

Ancak virüs mağlup edilse bile Yeni Zelanda’nın önündeki esas zorlu mücadele bu durumun nasıl sürdürüleceği.

Baker, “Virüs dünya üzerinde dolaştığı ve aşısı geliştirilmediği sürece hükümet insanların Yeni Zelanda’da serbestçe dolaşmalarına izin vermeyecektir” diyor. Ancak sıkı sınır kontrolleri ile kısıtlamalar kademeli olarak kaldırılabilir ve Yeni Zelanda sınırları içindeki hayat neredeyse normal hale gelebilir.

Ardern küresel karantinanın sona ermesinin ardından ülkeye dönecek Yeni Zelanda vatandaşlarına karantina uygulamasını zorunlu hale getirmeyi düşünüyor. Geçen hafta Ardern şöyle demişti: “Sınırlarımızdan su bile sızdırmayan bir sistem istiyorum. Bu sayede daha iyisini yapabiliriz.”

 
Yeni Zelanda
salgın
koronavirüs

Yorumunu Gönder

Yorumlar